BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:3 SAYI:16 ŞUBAT-MART 2000 ISSN-1302-4566  







 

Bankacılık sektörünün ilk ve en genç kadın Bölge Müdürü Aykın:

"Beyninizdeki engelleri atın"

Son ekonomik düzenlemeleri yerinde bulan Aykın, 'Küçük bankaların işleri zorlaştı' diyor İş Bankası Bölge Müdürü Aykın'a göre, 'İnsanın beklentileri küçükse, başarıları da küçük olur'

Tülin Aykın, bankacılık sektöründe Türkiye'nin en büyüğü İş Bankası'nın ilk ve halen tek kadın bölge müdürü. 34 yaşında bileğinin hakkıyla, kimselerin arkalamasına gereksinmeden bu göreve geldi. Türkiye'nin bankacılık sektöründe ilk ve tek, en genç kadın bölge müdürü olduğunu söyleyince kendisinin bundan onur duyduğu kadar bizde bir kadın olarak çok keyiflendik. Bankacılık sektöründe kadın memur sayısının diğer sökterlerden fazla olmasına karşın kadın yönetici oranının yüzde 10'lara bile varmadığını düşündüğümüzde Aykın'ın konumunun, gurur verici olduğuna yürekten inanıyoruz. Ege'de İzmir Bölge Müdürlüğü'nün yanısıra 90 şubenin de yönetiminden sorumlu olan Aykın, kendisinin ilk kadın bölge müdürü olmasını; "umarım, ben son olmam" diye değerlendiriyor.Bankacılık sektöründe ilk olmanın adeta kendisini başarıya "zorunlu" kıldığını belirten Tülin Aykın, "Başarısızlık her insanın hakkıdır. Her insan, her zaman başarılı olacak diye birşey yok. Sürekli çok çeşitli işlerle uğraşıyorsunuz. Hepsi başarılı olmak gibi birşey, ütopik bir değer herhalde. Onun için bazı başarısızlıklar son derece doğaldır. Ama benim hata yapmaya hakkım yok. Bu lüks hele ilkse bir kadın için yoktur" diyor.

Bankacılığı seçtiğinden bu yana kadın olmanın dezavantajını hiç yaşamadığını savunan Aykın, kadın memur oranının yüzde 60 iken, makam yükseldikçe bu oranın yüzde 10'ların altına düşmesini ise " Bu farklılığı ne İş Bankası, ne de diğerleri yaratıyor. Bunu bizim bayanlarımız yaratıyor. Oraya gitmem, bunu yapmam, eşim izin vermez, derseniz bir yere varamazsınız. Bayanlarımızın bu durumuna inanılmaz üzülüyorum.' sözleriyle özetliyor.Kadınların bu durumunun özgüvensizlikten mi kaynaklandığını açmaya çalışıyoruz. Aykın'dan Türkiye'deki kadın hareketine bakışını, kadının ekonomik ve siyasal yaşama katılımını öğrenmek istiyoruz. Büyük bir bankanın üst noktasında genç bir kadın yönetici olarak, evini, işini çevirmeye çalışan kadınlarımıza birikimlerini nasıl değerlendirmeleri gerektiği konusunda "tiyö" vermesini bekliyoruz.


Çalışan kadın kendi kendini mi kısıtlıyor. Kendine hedef çizmekte mi zorlanıyor?
Kadın kendini kısıtlıyor. Çok ideali olan bayan da var. Benim gözlediğim, oranı erkekler kadar yüksek değil. Çünkü beyninde engelleri var. Kendi kendilerini kısıtlıyorlar. Bu tüm kadınlarımızın derdi. Bir de yaş meselesi var. Herhalde bayanlar orta yaştan sonra, iş yaşamında belirli sorumlulukları üslenmek istemiyorlar."

Kadın olmanın meslek yaşamında ki zorlukları neler?
Eğer siz kendinizi sürekli kadın olarak görürseniz, çok fazla probleminiz olur herhalde. İnsan olarak görürseniz hiçbir probleminiz olmaz. Kadın olmanın hiçbir dezavantajını görmedim şimdiye kadar, artı bir avantajını da görmedim. Bu sizin kendinize bakışınıza bağlı. ¥Türkiye'deki kadın hareketine nasıl bakıyorsunuz? Türkiye'deki kadın hareketine bakmadan önce insan hareketine bakmak gerek. İnsanların kendi haklarını savunması, koruması, bunun için çaba göstermesi ne boyutta ki, kadınlarınkine bakalım. Kadınlarınki çok daha az. Ya da sesi duyuluyorsa, çok az insanın çoğunluk adına sesi duyuluyor. Ama yetmez. Kadın önce beynindeki engellerini atacak ki insan olduğunun bilincine varsın. Ondan sonra da mücadele edilecekse insanlık adına mücadele etsin. Ya da bir takım değerlerini korusun. Şu anda ben ortada çok ciddi bir hareket var olarak göremiyorum."

Kadınların beyinlerini kısıtlaması nereden kaynaklanıyor?
Çok eskiden gelen bir rahatlık, artı farklısını bilememekten. Daha ötesini bilememek, bilmediği için cesareti de herhalde o denli az. Bir insan nelere ulaşabileceğini bilirse bunun için mücadele eder. Bilmiyorsa, farklı bir şey yaşamadıysa zor gelir. Karanlık bir tablo, dağın ötesi görünmüyor. Eğitimsizlik, özgüvenin yüzyıllardır sürekli kısıtlanmasının getirdiği özgüven körelmesi gibi nedenler, bu karanlık tabloyu oluşturuyor.

Türkiye artık Avrupa Birliği'nin aday üyesi. Türk kadınını AB'ne hazır görüyor musunuz? Görmüyorsanız, neler yapması gerekiyor?Türk kadınını pek hazır görmüyorum. Türk kadını bir kaç kişiden ibaret değil. Bizlerden ibaret değil. Nüfus olarak çok büyük bir çoğunluk. Ama çoğunluğun ortaya çıkardığı tablo pek keyifli değil. Sadece AB bazında da değil, daha iyi bir Türkiye için kadının herşeye hazır olması gerekir. Daha çağdaş bir Türkiye için beynindeki engelleri atması, artı özgüven bilinci, kendi hakkını savunması, tüm bunların olması içinde herşeyden önce eğitim. Sadece bunu milli eğitim sistemine de bağlamak doğru olmaz. Ailede, çevrede eğitim, her bazda eğitim. Siz, kadınların bilinçlenmesi için ilköğretimde olsun, ailede olsun ona birşey vermezseniz, ben kızıma vermezsem, yarın öbürgün ondan nasıl bir hak savunusu bekleyebilirim ki? Yine sonuçta olayı kadınlıktan çıkartıyorum, insanlığa geliyorum. 'Avrupa Birliği'ne kadın toplumu hazır mı' derken, 'Türk insanı hazır mı?' diye sormamız lazım. AB, bizi aday üye kabul edince çok keyif aldık, çok mutluluk duyduk.Türkiye ekonomik açıdan çok iyi de. İnsanımızın herhalde çok yol katetmesi şart.

Türk insanının basit beklentileri var. Ondan mutlu oluyoruz herhalde.. Sanki AB'ne girersek herşey değişecekmiş gibi geliyor.Beklentileriniz basitse, mutluluklarınız da basit olur. Çok düşündükçe, çok irdeleyip sorguladıkça, biraz daha yukarıya çıktıkça, tablo pembelikten çıkıyor. Belki biraz grileşiyor..

Kadının ayakta durabilmesi için neler yapması gerekir? Gerçekten kadının hedefi mi yok, isteği mi yok?
Kadının bu tavrı sürekli sorguladığımız birşey. Eğer bir kadın, kendini önce ailenin namuslu, dürüst, iyi bir kızı olarak görmeye başlarsa, erkek evlatların bir takım şeyler yapmaya hakkı var. Yani ben, iyi bir kız evlat olayım şeklinde yola çıkarsa ve ailede sürekli bunu beklerse, bu durum daha sonra, "iyi bir eş olayım, iyi bir anne olayım" diye devam eder. Sonunda bu kadın iyi bir anneanne olarak ömrünü tamamlar. Kadın eşine destek veriyorsa, eşinden de ayni desteği almalıdır. Anne ve baba, çocuk keyfini ve sorumluluğunu birlikte paylaşırlarsa, birçok noktada sorun çözümlenir. İkincisi de; ekonomik bağımsızlıkla iş hayatının tatminini almaktır. Önce manevi tatmini almak. O tatmini yaşadıkça insanlar daha çok üretiyor ve parasal tatmini beraberinde getiriyor.

Kadın- erkek eşitsizliği sizce ne oranda..
Toplumda kadın erkek eşitsizliği var. Bu salt erkek ağırlıklı bir toplum olmamızın ya da tarihimizde bir takım kalıntıların etkisi olduğundan kaynaklanmıyor. Kadınların beyninde bunun rahatlığı olduğu için bu eşitsizlik var. Eğer yeterli mücadele olsa herhalde bu noktada olmazdık. Atatürk Türkiyesi ile geldik bugünlere. Bize belki de Avrupa'ya sağlanmayan haklar, hazmetmeden sağlandı. İnanılmaz hak sağlandı. Bunu sindiremeyipte hayata geçiremezseniz bu haklar kağıt üzerinde kalır.

Ülkemizde kadınların en büyük tasarrufçu olduğu söylenir. Gerçekten bu böyle mi?
Örneğin benim ailemde eşim tasarrufçudur. Çünkü benim bunu düşünecek vaktim yok. Çok açık biçimde eşime de bunu ilan ettim. O, zamanın bir kısmını tasarrufa ayırabiliyor ve keyif de alıyor. Buna inanılmaz derecede saygı duyuyorum. Dolaysıyla kim ki bu işi gönülden isterse o yapıyordur zaten. Yoksa tasarruf kadındadır, görüşünü kabul etmiyorum. Tasarruf değişik varlıklı olan kişilerdedir ve zamanı olandadır.

Ev kadınları iyi bir tasarrufçu değil mi?
Ev kadınları, alışveriş yapandır, vakti olandır, daha ucuzu seçebilecek insandır. Ucuzu seçtiğinde artan parayı bir tarafa koyandır. Doğal bir tasarruftur bu. İlla tasarruf yapma yükümlülüğünde olduğu ya da sevdiği için değil. Yani ev kadını; doğal tasarrufçudur.

Bankalara bakıyorum hep kadınlar, son zamanlarda borsaya da yoğun ilgileri var..
Daha ziyade emekliler, bir birikimi olanlar son dönemlerde borsaya ilgi gösteriyorlar. Bayanlarda da var bu ilgi.

İMF ve Dünya Bankası'nın önerileri doğrultusunda yapılan ekonomik düzenlemeleri nasıl buluyorsunuz? Bankacılık cazibesini koruyacak mı?
İyi olacak, biz çok keyifle bakıyoruz. Ekonomik olarak yaklaşım doğru. Öncelikle olay şurada; hakikaten çok yüksek enflasyon var. Bu enflasyon birilerine birtakım getiriler sağlıyordu ama, yine sonuçta bizden gidiyordu. Kısır döngü bir sistemdi. Şimdi hiç olmazsa taşlar yerine oturuyor diye görüyoruz. Demek ki para bir müddet sonra gitmesi gerektiği yere gidecek. Üretimdir, üretimle birlikte sanayileşmedir, sanayileşmeyle birlikte işsizliğin azalmasıdır. Bu bir çark, sağlıklı bir sisteme dönecektir.

Bundan bankalar sıkıntıya düşmez mi?
Gerçek bankacılık yapanlar nihayet "oh!" dedi.. Mevduata devlet güvencesi denilen şey nasıl bir sistemse, bir rekabetse bu, gerçek bankacılar için keyif verici değildi. Biz gerçek bankacılık yapıyoruz. İnanılmaz da gurur duyuyorum müessesemle. Oh nihayet! Diğer bankaları bilemem..

Küçük bankalar herhalde birleşmek zorunda kalırlar, dayanamazlar gibi geliyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Küçük bankaların işleri zor görünüyor.

Anladığım kadarıyla &127mali yapıdaki yeni düzenlemeleri yerinde buluyorsunuz..
Şu anda iyi gidiyor. Gerektiği yerde gidiyor. Enflasyonu önce beynimizde indirmemiz lazım. Ben bunu şube müdürlerimizle de paylaştım. Beynimizde yüzde 100 -130'lara varan enflasyona o kadar alışmışız ki; toplumun kafasında da bu oturmaya başladı. Ama&127artık bu yeni düzenlemelerden sonra herkes "fedakarlık yapabiliriz" diyor. Tek taraflı değil de sanki kitlesel bir yaklaşım var bu kez. Siz "enflasyon düşsün" deyipte, öte yandan hala daha kiracınıza yüzde 100 zam yapıp, karşı taraftan, bankadan yüzde 130 gibi getiriler beklerseniz, bu iş olmaz. Şimdi bankalarda da mevduat ve kredi faizleri düştü. Çok ciddi sağlıklı bir noktaya doğru gidiliyor.

Bu durumda para bankadan kaçıp daha çok borsaya kaymıyor mu?
Borsaya da kayan bir para var ama o çok bilinçli yapılması gereken birşey. Tasarrufun borsada değerlendirilmesi çok basit birşey değil. Fakat şu anda ne yazıkki ki çok büyük bir kesim, özellikle de küçük mevduat sahibi "paramı hangi kağıda yatırırsam daha çok getiri elde ederim" düşüncesinde. Bu şekilde olmaz. Şirketin değeri, bilancosunun büyüklüğü, güçlülüğü nedir? Bunları bilmek gerekir. Sağlam olmayan bir şirkete yatırım yaparsanız, kağıdınız o şirketin geleceğine bağlıdır. Çok körü körüne gitmemek lazımdır. Bir de şöyle bir şey var: borsada hiçbir sistemde herkes aynı anda kazanmaz. Bu ekonominin kurallarına aykırı. O yüzden çok dikkatli olmak lazım. Bilmeyenlerin profesyonellere çok iyi danışması lazım. Ya da çok yüksek getiriye bakmayacak da, çok fazla araştırma yapmayı gerektirmeyen sağlam kağıtlar var, onlara girecek.

Yine biz kadın sorunlarına dönelim. Politikada da kadın yok. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, bunu nasıl aşabiliriz?
Politikada kadın yok. Birşeyleri anlatmak çok kolay; "vay hakkımız savunulmuyor". Önce, eğer kadınsa konumuz, kadının, kadın olduğu için mücadele etmesi lazım, ama politika çok zor birşey. Politikada çok geniş kitlelere ulaşmak, hitap etmesini bilmek, köye gidip, köylünün derdini dinlemek, gerek. Siz farklı bir dünyada yaşıyorsanız, bunu zaten o yöre insanı anında hisseder, anlar. Ciddi mücadele lazım. Aile yaşantısının hırpalanmasını da göze almak gerek. Kolay iş değil. Politikaya önce soyunmak gerek. Pek soyunan kadınımız da yok gibi. Bir işe soyunmazsanız, eleştirmek ne kadar haklıdır. Şu kötü, bu kötü, diye eleştiririz. Peki çözüm ne, öneri nedir? Öneri yok. Birileri yapıyor ama hep o birilerini Hadi olsa bile peki kim yapacak onu?


Türk kadınının kendi hataları var şüphesiz, bu konuda önerileriniz var mı ?
Ne olursa olsun, herşey eğitimden başlıyor. Yani bu gün şu anlaşılıyor bir reform yapalım da bu işler düzelsin. Ama bizlerin kadın olarak kanunda, kağıt üzerinde çok da fazla yitirdiğimiz birşey yok. Sadece kağıt üzerindeki haklarımızı hayata geçiremiyoruz. Bilgi işlemdeyken birçok kez gittiğim Doğu ve Güneydoğu'da yöre halkıyla çok görüştüm.. O kadın, kağıt üzerindeki hakkını bilmezse, bilse de bu hakkı nasıl edineceğinin yolunu bilmezse, bu iş nasıl olacak? Daha çocukluktan itibaren öyle yetiştirilen kız evlattan ne beklersin? Ancak ve ancak çok ciddi bir eğitim ve öğretim sisteminini yerleştirirsen, sadece öğretmek değil de, eğitimi de sağlayacak biçimde bu sistem revize edilirse bir yerden başlarız. Bu şekilde gelir gençlik, sonra kendi evlatlarını ve kendi çevresini bu şekilde yönlendirirse bu iş olur. Yoksa şu anda, şunu yapalım denecek kadar basit birşey görmüyorum bu olayı.

Politikada kadın kotasına inanıyormusunuz?
Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde yüzde 25-30 hatta daha fazla kadın kotası uygulanıyor..Kadın kotası bana çok acizlik gibi geliyor. En az yüzde 25 uygulanıyor ama bizde kim insansa, kim nitelikliyse, kim mücadele edecekse onlar olsun. Gönül ister ki Parlamento'nun yüzde 90'ı kadın olsun. Bizde yüzde 5'i bile yok, çok acı.. Ama birşeyleri teşvik etmek adına kota konulması pek keyifli gelmiyor bana. Politik mücadele içinde o kadar çok kadın görmüyorum ki; ben kotalar sayesinde gelsinler. "En az yüzde 25 olsun" diyoruz. Yüzde 25'i bulamazsanız ne olacak? Kadın olsun da kim olursa olsun diyemeyiz. O zaman bu erkeklere haksızlık değil mi?

Kadın örgütleri calışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kadın örgütlerinde genellikle mücadele edenler, kadın haklarının mücadelesini verenler, çoğunlukla zaten bu hakka sahip olanlar, çok önemli bir nokta. Yani kadının politikada mücadelesi çok güzel ama, doğudaki kadının 7'inci çocuğunu yapmama hakkı bile yok. Önce kadın örgütlerinin kendisi gibi düşünmeyenleri kazanması çok önemli. Yoksa kadın hareketi yol alamaz.

Son söz olarak nasıl bir Türkiye özlüyorsunuz?
Daha iyi bir Türkiye'den de öte daha iyi bir dünya, daha barışçı bir dünya özlüyorum.

Aynı duyguları bizde paylaşıyoruz. Eşitlikçi ve barışçı bir Türkiye'de ve dünyada yaşamak dileğiyle teşekkür ederiz.


 
 

1391 Sok.No 4/201. 35220- Alsancak/ İZMİR
TEL: 0232.463 63 00 Pbx. Fax. 0232.463 53 03

http://www.kazete.com.tr kazete@kazete.com.tr