|
|
Bankacılık
sektörünün ilk ve en genç kadın Bölge Müdürü
Aykın:
"Beyninizdeki engelleri
atın"
Son ekonomik
düzenlemeleri yerinde bulan Aykın, 'Küçük
bankaların işleri zorlaştı' diyor İş Bankası
Bölge Müdürü Aykın'a göre, 'İnsanın beklentileri
küçükse, başarıları da küçük olur'
Tülin
Aykın, bankacılık sektöründe Türkiye'nin en
büyüğü İş Bankası'nın ilk ve halen tek kadın
bölge müdürü. 34 yaşında bileğinin hakkıyla,
kimselerin arkalamasına gereksinmeden bu göreve geldi.
Türkiye'nin bankacılık sektöründe ilk ve tek, en
genç kadın bölge müdürü olduğunu söyleyince
kendisinin bundan onur duyduğu kadar bizde bir kadın
olarak çok keyiflendik. Bankacılık sektöründe kadın
memur sayısının diğer sökterlerden fazla olmasına
karşın kadın yönetici oranının yüzde 10'lara bile
varmadığını düşündüğümüzde Aykın'ın
konumunun, gurur verici olduğuna yürekten inanıyoruz.
Ege'de İzmir Bölge Müdürlüğü'nün yanısıra 90
şubenin de yönetiminden sorumlu olan Aykın, kendisinin
ilk kadın bölge müdürü olmasını; "umarım,
ben son olmam" diye değerlendiriyor.Bankacılık
sektöründe ilk olmanın adeta kendisini başarıya
"zorunlu" kıldığını belirten Tülin
Aykın, "Başarısızlık her insanın hakkıdır.
Her insan, her zaman başarılı olacak diye birşey yok.
Sürekli çok çeşitli işlerle uğraşıyorsunuz. Hepsi
başarılı olmak gibi birşey, ütopik bir değer
herhalde. Onun için bazı başarısızlıklar son derece
doğaldır. Ama benim hata yapmaya hakkım yok. Bu lüks
hele ilkse bir kadın için yoktur" diyor.
Bankacılığı seçtiğinden bu yana kadın olmanın
dezavantajını hiç yaşamadığını savunan Aykın,
kadın memur oranının yüzde 60 iken, makam
yükseldikçe bu oranın yüzde 10'ların altına
düşmesini ise " Bu farklılığı ne İş
Bankası, ne de diğerleri yaratıyor. Bunu bizim
bayanlarımız yaratıyor. Oraya gitmem, bunu yapmam,
eşim izin vermez, derseniz bir yere varamazsınız.
Bayanlarımızın bu durumuna inanılmaz üzülüyorum.'
sözleriyle özetliyor.Kadınların bu durumunun
özgüvensizlikten mi kaynaklandığını açmaya
çalışıyoruz. Aykın'dan Türkiye'deki kadın
hareketine bakışını, kadının ekonomik ve siyasal
yaşama katılımını öğrenmek istiyoruz. Büyük bir
bankanın üst noktasında genç bir kadın yönetici
olarak, evini, işini çevirmeye çalışan
kadınlarımıza birikimlerini nasıl değerlendirmeleri
gerektiği konusunda "tiyö" vermesini
bekliyoruz.
Çalışan kadın kendi kendini mi kısıtlıyor.
Kendine hedef çizmekte mi zorlanıyor?
Kadın kendini kısıtlıyor. Çok ideali olan bayan da
var. Benim gözlediğim, oranı erkekler kadar yüksek
değil. Çünkü beyninde engelleri var. Kendi
kendilerini kısıtlıyorlar. Bu tüm kadınlarımızın
derdi. Bir de yaş meselesi var. Herhalde bayanlar orta
yaştan sonra, iş yaşamında belirli sorumlulukları
üslenmek istemiyorlar."
Kadın olmanın meslek yaşamında ki zorlukları
neler?
Eğer siz kendinizi sürekli kadın olarak görürseniz,
çok fazla probleminiz olur herhalde. İnsan olarak
görürseniz hiçbir probleminiz olmaz. Kadın olmanın
hiçbir dezavantajını görmedim şimdiye kadar, artı
bir avantajını da görmedim. Bu sizin kendinize
bakışınıza bağlı. ¥Türkiye'deki kadın hareketine
nasıl bakıyorsunuz? Türkiye'deki kadın hareketine
bakmadan önce insan hareketine bakmak gerek.
İnsanların kendi haklarını savunması, koruması,
bunun için çaba göstermesi ne boyutta ki,
kadınlarınkine bakalım. Kadınlarınki çok daha az.
Ya da sesi duyuluyorsa, çok az insanın çoğunluk
adına sesi duyuluyor. Ama yetmez. Kadın önce
beynindeki engellerini atacak ki insan olduğunun
bilincine varsın. Ondan sonra da mücadele edilecekse
insanlık adına mücadele etsin. Ya da bir takım
değerlerini korusun. Şu anda ben ortada çok ciddi bir
hareket var olarak göremiyorum."
Kadınların beyinlerini kısıtlaması nereden
kaynaklanıyor?
Çok eskiden gelen bir rahatlık, artı farklısını
bilememekten. Daha ötesini bilememek, bilmediği için
cesareti de herhalde o denli az. Bir insan nelere
ulaşabileceğini bilirse bunun için mücadele eder.
Bilmiyorsa, farklı bir şey yaşamadıysa zor gelir.
Karanlık bir tablo, dağın ötesi görünmüyor.
Eğitimsizlik, özgüvenin yüzyıllardır sürekli
kısıtlanmasının getirdiği özgüven körelmesi gibi
nedenler, bu karanlık tabloyu oluşturuyor.
Türkiye artık Avrupa Birliği'nin aday üyesi.
Türk kadınını AB'ne hazır görüyor musunuz? Görmüyorsanız,
neler yapması gerekiyor?Türk kadınını pek hazır
görmüyorum. Türk kadını bir kaç kişiden ibaret
değil. Bizlerden ibaret değil. Nüfus olarak çok
büyük bir çoğunluk. Ama çoğunluğun ortaya
çıkardığı tablo pek keyifli değil. Sadece AB
bazında da değil, daha iyi bir Türkiye için kadının
herşeye hazır olması gerekir. Daha çağdaş bir
Türkiye için beynindeki engelleri atması, artı
özgüven bilinci, kendi hakkını savunması, tüm
bunların olması içinde herşeyden önce eğitim.
Sadece bunu milli eğitim sistemine de bağlamak doğru
olmaz. Ailede, çevrede eğitim, her bazda eğitim. Siz,
kadınların bilinçlenmesi için ilköğretimde olsun,
ailede olsun ona birşey vermezseniz, ben kızıma
vermezsem, yarın öbürgün ondan nasıl bir hak
savunusu bekleyebilirim ki? Yine sonuçta olayı
kadınlıktan çıkartıyorum, insanlığa geliyorum.
'Avrupa Birliği'ne kadın toplumu hazır mı' derken,
'Türk insanı hazır mı?' diye sormamız lazım. AB,
bizi aday üye kabul edince çok keyif aldık, çok
mutluluk duyduk.Türkiye ekonomik açıdan çok iyi de.
İnsanımızın herhalde çok yol katetmesi şart.
Türk insanının basit beklentileri var. Ondan
mutlu oluyoruz herhalde.. Sanki AB'ne girersek herşey
değişecekmiş gibi geliyor.Beklentileriniz basitse,
mutluluklarınız da basit olur. Çok düşündükçe,
çok irdeleyip sorguladıkça, biraz daha yukarıya
çıktıkça, tablo pembelikten çıkıyor. Belki biraz
grileşiyor..
Kadının ayakta durabilmesi için neler yapması
gerekir? Gerçekten kadının hedefi mi yok, isteği mi
yok?
Kadının bu tavrı sürekli sorguladığımız birşey.
Eğer bir kadın, kendini önce ailenin namuslu,
dürüst, iyi bir kızı olarak görmeye başlarsa, erkek
evlatların bir takım şeyler yapmaya hakkı var. Yani
ben, iyi bir kız evlat olayım şeklinde yola çıkarsa
ve ailede sürekli bunu beklerse, bu durum daha sonra,
"iyi bir eş olayım, iyi bir anne olayım"
diye devam eder. Sonunda bu kadın iyi bir anneanne
olarak ömrünü tamamlar. Kadın eşine destek
veriyorsa, eşinden de ayni desteği almalıdır. Anne ve
baba, çocuk keyfini ve sorumluluğunu birlikte
paylaşırlarsa, birçok noktada sorun çözümlenir.
İkincisi de; ekonomik bağımsızlıkla iş hayatının
tatminini almaktır. Önce manevi tatmini almak. O
tatmini yaşadıkça insanlar daha çok üretiyor ve
parasal tatmini beraberinde getiriyor.
Kadın- erkek eşitsizliği sizce ne oranda..
Toplumda kadın erkek eşitsizliği var. Bu salt
erkek ağırlıklı bir toplum olmamızın ya da
tarihimizde bir takım kalıntıların etkisi olduğundan
kaynaklanmıyor. Kadınların beyninde bunun rahatlığı
olduğu için bu eşitsizlik var. Eğer yeterli mücadele
olsa herhalde bu noktada olmazdık. Atatürk Türkiyesi
ile geldik bugünlere. Bize belki de Avrupa'ya
sağlanmayan haklar, hazmetmeden sağlandı. İnanılmaz
hak sağlandı. Bunu sindiremeyipte hayata
geçiremezseniz bu haklar kağıt üzerinde kalır.
Ülkemizde kadınların en büyük tasarrufçu
olduğu söylenir. Gerçekten bu böyle mi?
Örneğin benim ailemde eşim tasarrufçudur.
Çünkü benim bunu düşünecek vaktim yok. Çok açık
biçimde eşime de bunu ilan ettim. O, zamanın bir
kısmını tasarrufa ayırabiliyor ve keyif de alıyor.
Buna inanılmaz derecede saygı duyuyorum. Dolaysıyla
kim ki bu işi gönülden isterse o yapıyordur zaten.
Yoksa tasarruf kadındadır, görüşünü kabul
etmiyorum. Tasarruf değişik varlıklı olan
kişilerdedir ve zamanı olandadır.
Ev kadınları iyi bir tasarrufçu değil mi?
Ev kadınları, alışveriş yapandır, vakti olandır,
daha ucuzu seçebilecek insandır. Ucuzu seçtiğinde
artan parayı bir tarafa koyandır. Doğal bir
tasarruftur bu. İlla tasarruf yapma yükümlülüğünde
olduğu ya da sevdiği için değil. Yani ev kadını;
doğal tasarrufçudur.
Bankalara bakıyorum hep kadınlar, son
zamanlarda borsaya da yoğun ilgileri var..
Daha ziyade emekliler, bir birikimi olanlar son
dönemlerde borsaya ilgi gösteriyorlar. Bayanlarda da
var bu ilgi.
İMF ve Dünya Bankası'nın önerileri
doğrultusunda yapılan ekonomik düzenlemeleri nasıl
buluyorsunuz? Bankacılık cazibesini koruyacak mı?
İyi olacak, biz çok keyifle bakıyoruz. Ekonomik olarak
yaklaşım doğru. Öncelikle olay şurada; hakikaten
çok yüksek enflasyon var. Bu enflasyon birilerine
birtakım getiriler sağlıyordu ama, yine sonuçta
bizden gidiyordu. Kısır döngü bir sistemdi. Şimdi
hiç olmazsa taşlar yerine oturuyor diye görüyoruz.
Demek ki para bir müddet sonra gitmesi gerektiği yere
gidecek. Üretimdir, üretimle birlikte sanayileşmedir,
sanayileşmeyle birlikte işsizliğin azalmasıdır. Bu
bir çark, sağlıklı bir sisteme dönecektir.
Bundan bankalar sıkıntıya düşmez mi?
Gerçek bankacılık yapanlar nihayet "oh!"
dedi.. Mevduata devlet güvencesi denilen şey nasıl bir
sistemse, bir rekabetse bu, gerçek bankacılar için
keyif verici değildi. Biz gerçek bankacılık
yapıyoruz. İnanılmaz da gurur duyuyorum müessesemle.
Oh nihayet! Diğer bankaları bilemem..
Küçük bankalar herhalde birleşmek zorunda
kalırlar, dayanamazlar gibi geliyor. Siz ne
düşünüyorsunuz bu konuda?
Küçük bankaların işleri zor görünüyor.
Anladığım kadarıyla &127mali yapıdaki
yeni düzenlemeleri yerinde buluyorsunuz..
Şu anda iyi gidiyor. Gerektiği yerde gidiyor.
Enflasyonu önce beynimizde indirmemiz lazım. Ben bunu
şube müdürlerimizle de paylaştım. Beynimizde yüzde
100 -130'lara varan enflasyona o kadar alışmışız ki;
toplumun kafasında da bu oturmaya başladı.
Ama&127artık bu yeni düzenlemelerden sonra herkes
"fedakarlık yapabiliriz" diyor. Tek taraflı
değil de sanki kitlesel bir yaklaşım var bu kez. Siz
"enflasyon düşsün" deyipte, öte yandan hala
daha kiracınıza yüzde 100 zam yapıp, karşı
taraftan, bankadan yüzde 130 gibi getiriler beklerseniz,
bu iş olmaz. Şimdi bankalarda da mevduat ve kredi
faizleri düştü. Çok ciddi sağlıklı bir noktaya
doğru gidiliyor.
Bu durumda para bankadan kaçıp daha çok
borsaya kaymıyor mu?
Borsaya da kayan bir para var ama o çok bilinçli
yapılması gereken birşey. Tasarrufun borsada
değerlendirilmesi çok basit birşey değil. Fakat şu
anda ne yazıkki ki çok büyük bir kesim, özellikle de
küçük mevduat sahibi "paramı hangi kağıda
yatırırsam daha çok getiri elde ederim"
düşüncesinde. Bu şekilde olmaz. Şirketin değeri,
bilancosunun büyüklüğü, güçlülüğü nedir?
Bunları bilmek gerekir. Sağlam olmayan bir şirkete
yatırım yaparsanız, kağıdınız o şirketin
geleceğine bağlıdır. Çok körü körüne gitmemek
lazımdır. Bir de şöyle bir şey var: borsada hiçbir
sistemde herkes aynı anda kazanmaz. Bu ekonominin
kurallarına aykırı. O yüzden çok dikkatli olmak
lazım. Bilmeyenlerin profesyonellere çok iyi
danışması lazım. Ya da çok yüksek getiriye
bakmayacak da, çok fazla araştırma yapmayı
gerektirmeyen sağlam kağıtlar var, onlara girecek.
Yine biz kadın sorunlarına dönelim. Politikada
da kadın yok. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz,
bunu nasıl aşabiliriz?
Politikada kadın yok. Birşeyleri anlatmak çok kolay;
"vay hakkımız savunulmuyor". Önce, eğer
kadınsa konumuz, kadının, kadın olduğu için
mücadele etmesi lazım, ama politika çok zor birşey.
Politikada çok geniş kitlelere ulaşmak, hitap etmesini
bilmek, köye gidip, köylünün derdini dinlemek, gerek.
Siz farklı bir dünyada yaşıyorsanız, bunu zaten o
yöre insanı anında hisseder, anlar. Ciddi mücadele
lazım. Aile yaşantısının hırpalanmasını da göze
almak gerek. Kolay iş değil. Politikaya önce soyunmak
gerek. Pek soyunan kadınımız da yok gibi. Bir işe
soyunmazsanız, eleştirmek ne kadar haklıdır. Şu
kötü, bu kötü, diye eleştiririz. Peki çözüm ne,
öneri nedir? Öneri yok. Birileri yapıyor ama hep o
birilerini Hadi olsa bile peki kim yapacak onu?
Türk kadınının kendi hataları var
şüphesiz, bu konuda önerileriniz var mı ?
Ne olursa olsun, herşey eğitimden başlıyor. Yani bu
gün şu anlaşılıyor bir reform yapalım da bu işler
düzelsin. Ama bizlerin kadın olarak kanunda, kağıt
üzerinde çok da fazla yitirdiğimiz birşey yok. Sadece
kağıt üzerindeki haklarımızı hayata geçiremiyoruz.
Bilgi işlemdeyken birçok kez gittiğim Doğu ve
Güneydoğu'da yöre halkıyla çok görüştüm.. O
kadın, kağıt üzerindeki hakkını bilmezse, bilse de
bu hakkı nasıl edineceğinin yolunu bilmezse, bu iş
nasıl olacak? Daha çocukluktan itibaren öyle
yetiştirilen kız evlattan ne beklersin? Ancak ve ancak
çok ciddi bir eğitim ve öğretim sisteminini
yerleştirirsen, sadece öğretmek değil de, eğitimi de
sağlayacak biçimde bu sistem revize edilirse bir yerden
başlarız. Bu şekilde gelir gençlik, sonra kendi
evlatlarını ve kendi çevresini bu şekilde
yönlendirirse bu iş olur. Yoksa şu anda, şunu
yapalım denecek kadar basit birşey görmüyorum bu
olayı.
Politikada kadın kotasına inanıyormusunuz?
Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde yüzde 25-30 hatta
daha fazla kadın kotası uygulanıyor..Kadın kotası
bana çok acizlik gibi geliyor. En az yüzde 25
uygulanıyor ama bizde kim insansa, kim nitelikliyse, kim
mücadele edecekse onlar olsun. Gönül ister ki
Parlamento'nun yüzde 90'ı kadın olsun. Bizde yüzde
5'i bile yok, çok acı.. Ama birşeyleri teşvik etmek
adına kota konulması pek keyifli gelmiyor bana. Politik
mücadele içinde o kadar çok kadın görmüyorum ki;
ben kotalar sayesinde gelsinler. "En az yüzde 25
olsun" diyoruz. Yüzde 25'i bulamazsanız ne olacak?
Kadın olsun da kim olursa olsun diyemeyiz. O zaman bu
erkeklere haksızlık değil mi?
Kadın örgütleri calışmalarını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Kadın örgütlerinde genellikle mücadele
edenler, kadın haklarının mücadelesini verenler,
çoğunlukla zaten bu hakka sahip olanlar, çok önemli
bir nokta. Yani kadının politikada mücadelesi çok
güzel ama, doğudaki kadının 7'inci çocuğunu yapmama
hakkı bile yok. Önce kadın örgütlerinin kendisi gibi
düşünmeyenleri kazanması çok önemli. Yoksa kadın
hareketi yol alamaz.
Son söz olarak nasıl bir Türkiye
özlüyorsunuz?
Daha iyi bir Türkiye'den de öte daha iyi bir dünya,
daha barışçı bir dünya özlüyorum.
Aynı duyguları bizde paylaşıyoruz.
Eşitlikçi ve barışçı bir Türkiye'de ve dünyada
yaşamak dileğiyle teşekkür ederiz.
|
 |