BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:3 SAYI:16 ŞUBAT-MART 2000 ISSN-1302-4566  







 

 
   
Şenel Ergin

     

Biz işimize bakalım

Konca Kuriş'in ölümü her kadının ilgisini çekiyor, umarım. Bir TV- ekranında söylendiğine göre, öldürmeden önce ağzına Atatürk posteri sıkıştırılarak, tecavüz edilmiş. Daha sonra bu sözler TV-ekranlarında tekrar edilmedi. Bunun birkaç nedeni olabilir; eğer ilk verilen haber gerçek ise; mantık çok ilkel: "Atatürk gelsin ve seni kurtarsın". Bu ilkellik işe yarasa, yakalanan ve güneş görmüş margarin örneği yumuşayan hizbullah militanlarına "tapındığın efendin gelsin ve seni kurtarsın" denebilir. Ama bu ilkel mantık hiç birimizi kurtaramaz.Bu olayda önemli olan, tecavüzün bir işkence aracı olarak kullanılmasının bir kere daha yaşanması durumudur. Kadınlar bu gerçekliğin üzerine olanca güçleri ile eğilmeli ve artık bu durumun "resmi tescili" yaptırılmalıdır.Tecavüz bir işkence, cinsel taciz ise bir işkence tehdididir.

Erkek cinsel organını her istediğinde istediği biçimde kullanamaz: organ mülkiyeti elbette kendisine aittir ancak kullanımında belirli sınırlamalara bağımlı kılınmalıdır. Aynen her isteyenin istediği gibi uyuşturucu alıp içememesi veya bir tabanca alıp istediğini öldürememesi gibi.Bilindiği gibi penis üç ayrı işlevi yüklenen bir organ ögesidir. Bunlar boşaltma, üreme ve haz işlevleridir; ki bu durumuyla da organ gelişim teknolojisi açısından bir ilkelliği ifade eder. Çünkü kadın bedeninde olduğu gibi üç ayrı işlev için üç ayrı organ parçası bulunacağı yerde, tek bir organ parçasına üç ayrı işlev yüklenmiştir. Bunlara ek olarak, bir de işkence aracı olma işlevi yüklenemez. Erkek'in bunu kendiliğinden keşfetmiş olma durumunda da, penisin bir insanlık suçu işlenmesinde araç olarak kullanılamayacağı gerekçesiyle "yasal" olarak karşı durulur/durulmalıdır.

Yönetimdeki "büyüklerimiz" kendi başlarına bu düşünce düzeyine ulaşamadıklarına göre, kadınlar bu konuyu sürekli gündemde tutmak zorundadır.Sıradan bir erkeğin penisi beyninden daha önemlidir ve bu durum kendisinin düşünce ve yaşam evreninde izlenebilir. Sıradan bir erkek beyni yerine, penisi ve bu organ parçasının etkinliği ile özdeşleşir; bedensel varlığındaki bir organ parçasını kimliğinin bir göstergesi düzeyine yükseltir. Lütfen, şu sıralarda TV'lerdeki fındık reklam filmini anımsayınız; Türkiye'deki büyük fındık üreticileri , muhatap tüketici olarak sadece erkeği ve erkeği de sadece penisinden yakaladılar. Reklam filmi gerçeği yakalama açısından çok başarılı.. ancak erkek dünyasının felsefesini sergilemek açısından da öyle.. Çünkü sadece tüketici grubu olarak sıradan erkeklerin değil, reklam yaratıcılarının düşünce evrenini de sergilemekte..

Bunların da erkek olduklarını sanıyorum.; yok eğer Eril Kültür'de erkekten çok erkekçi olabilen kadınların işiyse.. çok yanlış bir iş yapıldığını söylemek isterim. Bu penis bilinci hiçbir biçimde pekiştirilmemesi gereken bir yanlış bilinçtir. Bunu yapan kadın sadece lanetlenmelidir. Söylemek istediklerimi biraz daha plastikleştirmek istiyorum.Kentlerin bazı alanları, sokakları veya küçük meydanları (İzmir'de eski haliyle Basmane Meydanı buna iyi örnektir), kadınların pek hoşlarına gitmez ve oralarda bulunmaktan kaçınırlar. Hemen söylenen gerekçe bu mekanlarda kadınların azlığı, erkeklerin çokluğudur. Aslında fiili gerçeklik düzeyinde kötü olan bir şey görünmez ve salt erkek nüfusu da niteliğine bakılmaksızın bir yerin değerini düşürmez.

Ancak erkek, kendini penisi üzerinden ifade etmeye başlarsa.. kısaca penisi ile özdeşleşirse.. yüzsüz dolayısıyla birbirinden farksız irili ufaklı kemiksiz sütunlar olarak kent meydanlarında dolaşmaya başlarsa, o meydanların estetik değeri düşer. Kadınlar kendilerini niteliği düşük bu alanlarda huzursuz hissederler. Adını koyamadıkları sorunlarla, nasıl savaşacaklarını bilemedikleri için de alanı terkederler. Bugün bütün kentlerde kamu alanlarından aynı gerekçe ile kadınlar çekilmektedir. Sorun erkeklerin yüzsüz-kemiksiz sütunlar olarak ortalıklarda dolaşmalarıdır.Bunlar şimdilerde fındık üreticilerinin nesne-canlıları olarak hedef kitleleridir.Kadınların elbette yüzsüz-kemiksiz sütunları erkek durumuna dönüştürme gibi bir görev yükümlülükleri olamaz. Ancak kendilerine de ait olan kentsel kamusal mekanları koruma ve bu mekanlara sahiplenme gibi bir görev yükümlülükleri vardır.

Ayrıca yüzsüz-kemiksiz sütunlar, kendilerine gerekçesi ne olursa olsun, saldıramaz. Saldırabilme durumunun koşullarıyla da savaşmaları gerekmektedir. Kısaca, yüzsüz-kemiksiz sütunlara yaşam evrenlerinin dar sınırları çizilmeli ve kendilerine eylemsel ve "yasal" yollarla bildirilmelidir. Bence, Feminizm ile şu veya bu biçimde ilgilenen kadınların gündemlerindeki önemli konulardan biri bu olmalıdır; hem de konuyu doğrudan eğitime bağlamadan.Evet.. Hükümetin gündemi ne olursa olsun, biz işimize bakalım. Yüksek Öğrenim Kurumlarındaki kurumiçi disiplin yönetmeliklerinde bir işkence tehdidi olan cinsel taciz suç olarak hala tanımlanmadığına ve üstüne sicil afları da getirildiğine ve bu aftan yararalanmak isteyen saygıdeğer hocalarımızın geri dönme isteğini belirten dilekçelerini usul usul rektörlüklere ulaştırmaya başladıklarını düşünürsek; bu işkence tehdidi olasılığına karşı kendimizi ve öğrencilerimizi korumanın yollarını da bulacağız demektir

 
 

 
 

1391 Sok.No 4/201. 35220- Alsancak/ İZMİR
TEL: 0232.463 63 00 Pbx. Fax. 0232.463 53 03

http://www.kazete.com.tr kazete@kazete.com.tr