|
|
|
 |
|
 |
|
Tülay Özüerman
|
| |
|
Özeleştiri
8 Mart yaklaşıyor.
Kadına siyasal yaşamda simgesel roller veren sistem, 5
Aralık ve 8 Mart etkinlikleriyle simgesel düzeyde
besleniyor, hem de bizzat kadınlar tarafından. Yine
çeşitli toplantılar düzenlenecek, faaliyetler bir
hafta içersine sıkıştırılacak; hala Meclis'te
yeterli kadın temsilci bulunmadığından söz edilecek.
Belki de bu kez, ilk Meclis'te ki 18 rakamını geçtik
diye umutlu tablolar çizenler bile olacak.
5 Aralık ve 8 Mart'a sıkıştırılan kadın hakları
arayışı. Süreklilik, kararlılık, ısrar bu
tarihlerde yoğunlaşıyor; bir de seçim öncesi
süreçlerde. Oysa hiçbir seçim son dakikada
kazanılmadığı gibi, hiçbir hak da sızlanma ve
yakınmalarla yaşama geçirilemez.
Kadın hakları, insan hakları alanında sosyal, hukuki,
siyasal, ekonomik, kültürel... tüm yaşam kesitlerinde
sorgulanmayı hak edecek ölçüde geniş bir alanda geri
statüdeki yerini koruyor. Bir anlamda insan hakları
deyince, önce kadının eşitlik hakları
geliyor.Türkiye'nin insan hakları karnesinde eksileri
hayli kabarık. Bu eksilerden en fazla nasiplenenin
kadınlar olduğunu kim inkar edebilir? Kadınların bu
alanlardaki geri statülerini değiştirebilmeleri için
siyasal haklar alanındaki boşluğu doldurmaları şart.
Buradaki boşluğun doldurulması kadro hareketiyle
yürütülen örgütlenmelerden çok, kitle hareketini
gerektiriyor. Kitleyi harekete geçirmek hiç de kolay
değil. Herşeyden önce var olan örgütlerarası
iletişim ağının ve koordinasyonun kurulması ve
sağlıklı işletilebilmesi gerekiyor. Ka.Der bu anlamda
umut verici bir başlangıç yaptı; ancak kendi
çapında isim yapmış, mesleklerinde belli yerlere
gelmiş kadınların birbirleriye koordinasyon kurduğu
bir kadro hareketi olmanın ötesine geçemedi. Zaten
isim yapmış olan kadınlar, Ka.Der sayesinde
gündemdeki yerlerini korumuş oldular. Siyasetle
ilgilenmeyen, bilgisi olmayan asıl hedef kitleyi motive
edecek projeler oluşturulamadı.
Kendisini siyasete taşımak isteyenlerin kulübü
işlevini gördü. İletişim, işbirliği, koordinasyon,
bilgi aktarımı gibi konularda halen bir boşluk var.
Çünkü toplum olarak organize olmak konusunda yeterince
deneyimli ve bilgili değiliz. Bu yüzden örgütler
genelde kendisini biryerlere taşımak isteyenler için
çok daha yararlı olurken, örgütün oluşma amacını
gerçekleştirmede yetersiz kalıyor. Diğer bir
deyişle, kurumsallaşma bilincinin yokluğu, kurumu
değil, kişiyi ön plana çıkarıyor. Tek tek kişileri
yetkin kılan düzen, devşirme seçkinler marifetiyle
yönlendirildiğinden kitlesel amaçlar gecikirken
kişisel amaçlar hedeflerini kolaylıkla bulabiliyorlar.
Kadın hakları mücadelesinin ivmesinin yavaşlığı ve
kadının statüsündeki marjinal dönüşümü biraz da
bu çerçevede; yani, eş, dost, ahbap, tanıdık
marifetiyle yürütmeye çalıştığımız örgütsel
ilişkilerimizde sorgulamalıyız. Kanımca bu konuda
geç bile kaldık...
21. Yüzyıl Edebiyatına hayli teslim olmuş
Türkiye'nin yeni yüzyılı kucaklarken acıtırcasına
bir özeleştiri yapması gerekirken; toz pembe tablolar
çizilmektedir. Pek çok alandaki gecikmişliğimizi
pekiştirmekten ve umut tacirlerine, yani kişilere
endeksli yönetim anlayışını sürdürmekten öteye
bir anlam taşımayan bu çerçevede kadınlar da var. 8
Mart'larda gelin artık bu gibi sorunlarımızı nasıl
aşabileceğimizi konuşalım. 8 Mart hepimize kutlu
olsun; yılın diğer günlerini de bu sürecin
etkinlikleriyle doldurabileceğimiz bilinç düzeyine
erişebilmemiz dileğiyle...
|
 |