|
|
Kadınların
özgürlük ve eşitlik mücadelesi
Tarihsel süreç içinde
kadının toplumdaki yeri ve statüsü biyolojik
özelliklerinin doğal uzantısı olarak
görülmüştür. Buna bağlı olarak kadınlara
erkeklerden farklı bir takım roller ve görevler
atfedilmiştir. Cinsiyete dayalı işbölümü bu
eşitsiz yapıyı günümüze dek korumuştur.
Bu belirleme sonucunda toplumlarda ev içi sorumluluklar
kadına, ev dışı sorumluluklar erkeğe devredilmiş,
böylece özel alana hapsedilen kadınlar, aile içi
görevlerini asli görevleri olarak
içselleştirmişlerdir. Ancak kadın, sıkışıp
kaldığı bu oldukça dar alanda hem kendisine biçilen
toplumsal cinsiyet rolünü ve düşük statüyü hem de
topum içindeki yerini sorgulamaya başlamıştır.
Kadın hakları mücadelesi, özellikle 1970'lerden sonra
toplumun çeşitli katmanlarına yayılmıştır.
20. yüzyılda dünyada ve ülkemizde, yaşanan
sanayileşme, kentleşme, nüfus artışı, okullaşma,
haberleşme ve ulaşım imkanları, demokratikleşme,
modernleşme gibi süreçlerin hızlı gelişimi toplumun
sosyal ve kültürel yapısında da değişime yol
açmıştır. Başka bir deyişle bu gelişmelerden
sosyal yapıların ve kurumların işlevleri büyük
ölçüde etkilenmiştir. Toplumun temeli kabul edilen
kurum olarak ailenin yapısı ve işlevleri de bu
değişimden payını almıştır.
Bu gelişmeler doğrultusunda kadınlar aile grubu (özel
alan) dışında, sadece cinsiyetine değil bir birey
olarak yeteneklerine ve becerilerine dayalı roller
üstlenebileceği alanlarda yer alma talebinde
bulunmaktadır. Günümüzde kadınlar ev dışına
çıkıp, ekonomik, ticari, kültürel birçok faaliyette
rol almış, yeteneklerini ıspatlamıştır. Ancak bu ev
içi sorumluluklarının boyutunu hemen hiç
değiştiremeden gerçekleşmiştir. Yani, kadınlar bir
değişimi yaşarken onların karşısındaki erkekler,
kocalar, babalar, erkek kardeşler bu değişim
sürecinden etkilenmemiş, kadın artan
sorumluluklarıyla başetmede sıkışmış, daha çok
emek ve güç harcamak zorunda kalmıştır.
Bugün geldiğimiz nokta göstermektedir ki, kadınların
hak arama mücadelesi ve kendilerini gerçekleştirme
çabaları salt kendi sorunları olarak kabul edildiği
sürece, çifte yükümlülük altında ezilmeye devam
edeceklerdir. Bu nedenle kadınlara yönelik eşitlikçi
politikalar günümüzde bu alandaki sorunların tespit
ve çözümünde erkeklerin de katılımını
gerektirmektedir.
Kadınlar, 20. yüzyılda kamusal alana çıkarken
erkekleri ve toplumu bir ölçüde ikna etmişse de ev
içi sorumluluklarını paylaşma konusunda başarılı
olamamışlardır. Bu aslında, toplumun kadını kamusal
alanda görmek istediği ile birlikte geleneksel bakış
açısının halen değişmemiş olmasının bir
çelişkisini sergilemektedir.
Sonuç olarak bugüne kadar kadınların elde ettiği
haklar toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına
yeterli olamamıştır. Bu alandaki mücadelelerinde,
kadınlar yaInız kalmamalı, kadının statüsünün
yükselmesi, toplumun gelişmesinin ön şartı olarak
kabul edilmeli, kadın- erkek, kamu-özel bütün
kesimlerin bu bilinçle üzerine düşeni yapması
gereklidir.
.
|
 |