|
|
Gönül
Saray Alphan, Sezer’e laik olduğunu deklare ettirmek için Cumhurbaşkanlığına
adaylığını koyduğunu açıkladı
"Ben
Meclis’in Prenses hanımefendisi değilim"
DSP
Amasya Milletvekili Gönül Saray Alphan, seçimden 20 dakika önce
adaylıktan çekilmesinin gerekçelerini ilk kez KAzete’ye açıkladı
|
Milletvekili
Alphan, sadece kadın kimliğini ortaya çıkarmanın toplumu rahatsız
ettiği, erkek egemen Meclis’i galeyana getirdiği görüşünde
|
|
İlklerin
kadını olan Alphan, milletvekilliğini meslek olarak görmüyor.
Bu nedenle daha yürekli ve daha cesur davrandığını söylüyor
|
Amasya
Milletvekili Alphan’a göre; kadın milletvekilleri sadece kadın bakanlığını
değil, her türlü aktif bakanlığı üstlenecek yetenekteler |
| RÖPORTAJ:
Berrin G. DELİKÇİ |
|
|
|
|
GÖNÜL
SARAY ALPHAN KİMDİR?
1953’de
Amasya’nın Taşucu ilçesi Dereli köyü’nde doğdu. Yüksek Ziraat
Mühendisi. Amasya’da DSP’nin ilk milletvekili. Ortadoğu’da
Ticaretle uğraşan başarılı bir iş kadını. Meclis Milli Savunma
Bakanlığı Komisyonun ilk kadın üyesi. Evli bir çocuklu.
|
|
76
yıllık Cumhuriyet tarihimizde ilk kez bir kadın, oylamaya 20 dakika
kala çekilse de Cumhurbaşkanlığı’na aday olarak bu alanda da bir tabuyu
yıktı. Tarihe Türkiye’nin ilk kadın Cumhurbaşkanı Adayı olarak geçen
DSP Amasya Miilletvekili Meclis Milli Savunma Bakanlığı Komisyonu’nun
da ilk kadın üyesi Gönül Saray Alphan, TBMM’ndeki odasında iki saate
yakın süren söyleşimizde Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyma ve çekilme
gerekçelerini yine ilk ikez KAZETE’ye ayrıntılarıyla açıkladı.
Milletvekili
oluncaya kadar iş yaşamındaki başarılarıyla dikkati çeken, önümüzdeki
günlerde yapılacak kabine değişikliğinde Bakanlık için adı geçen Alphan
sadece Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili değil, kadın sorunlarıyla
ilgili sorularımızı da açık yüreklilikle yanıtladı.
Biz
kadınlar için sevindirici bir olaya imza attınız ama, tadını çıkaramadan
imzanızı geri çektiniz. Neden?
Biz
kadınlar için önemli olan 76 yıllık cumhuriyet tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanlığına
bir kadının aday olmasıydı. Benim aday olmamın altında bu vardı. Bu
mesaj bir yerler tarafından alındı, kabul edildi. Önemli olan oydu,
yoksa sonuna kadar gidip, şu kadar oy alacağım olayı değildi. Bundan
sonra Türk kadını çok rahatlıkla o kapıları zorlayabilecek.
Oylamaya
20 dakika kala niye geri çekildiniz, onu çok merak ettik doğrusu.
Tam
kadın kimliğimle girmedim ben Cumhurbaşkanlığı adaylığına. en başta
laik kimliğimle girdim. Biliyorsunuz Sayın Sezer’in adının belli olmasından
sonra liderler toplandılar ve ortak deklarasyon imzaladılar. Sezer’in
kim olup kim olmadığını, nasıl bir insan olduğunu araştırma fırsatımız
olmadı. Ama vekiliz, Cumhurbaşkanı kim olacak? Mutlaka araştırmamız
gerekiyor. Ben kendi çapımda araştırma yaptım ve hiç hoşuma gitmeyen
şeyler çıktı ortaya. Genel Başkanıma ulaşamayınca elimde pazarlık marjı
yapabileceğim tek birşey olabilirdi; o da cumhurbaşkanlığına aday olmak
ve (eğer bunlar bunlar düzelmezse çekilmiyorum) diyebilmek. Ben onu
kullandım. Detaylarını pek açıklamak istemiyorum, laik kimliğimle girdim.
Nitekim Sayın Sezer’in ilk söylemi, mazbatasını aldığında önemle vurguladığı
ilk konuda laiklik oldu. Demek ki mesaj gerekli yerlere gitti, verdirildi.
Sizin
herhalde laiklik konusunda bir kaygınız vardı..
Benim
o konuda bir kaygım vardı, onu hallettik. İkinci mesajımda demokratik
sistemlerde kavgasız döğüşşüz, tabanca çekmeden Cumhurbaşkanlığı’na
nasıl aday olunur, nasıl çekilinir onu verebilmekti. Üçüncü mesaj kadın
kimliğiyle verilen mesajdı. Yani son etapta verilen mesajdı.
Niye
son etapta, kadına duyarlı değil misiniz?
Kadına
çok duyarlıyım., yıllardır bu işin içersindeyim ve 12 yıldırda sivil
toplum örgütlerinde kadın konusunda kendi çapımda mücadele veriyorum.
Sadece kadın kimliğini birçok konularda, kanunlarda da öyle ön plana
çıkarmak irlite ediyor toplumu. Erkek egemen Meclis’i çok daha fazla
galeyana getiriyor, olacak işi olmaz hale getirebiliyorsunuz.O nedenle
akıllı, uslu mantıklı başka gerekçeleri öne çıkarıp en son kadın kimliğinizi
kullanmanız lazım. Politika da pişmenin getirdiği sonuçlar bunlar.
Zaman
zaman yürekli, cesaretli çıkışlar yapıyorsunuz, bu tür çıkışlarınız
seçimlerde sizi riske sokmaz mı?
Hayır,
milletvekilliği bir meslek değil. Halk isterse seçilirsiniz, istemezse
alır şapkanızı gidersiniz. Meslek olarak görmediğim için de biraz daha
yürekli hareket edebiliyorum.
Cumhurbaşkanlığı’na
adaylığınızı koyduğunuzda, herhangi bir tepki geldi mi?
Mutlaka,
hayret ediyorlar, ama Sayın Başbakanım beni anladı. Önemli olan onun
anlaması idi. Kendisiyle uzun uzun konuştum ve ne konuda hassas olduğum
mesajları verildi ki, yerine iletildi.
Milletvekilliğiniz
nasıl oldu. Adaylık teklifi partiden mi geldi, yoksa siz mi başvurdunuz?
Partiden
gelmedi. Parti de beni tanımaz. Ben CHP Gençlik kollarında 10 yıl çalıştım,
sosyal demokrasi dernekleri federasyonu kurulması sırasında epey rol
aldım,18 yaşlarındayken. Ama ondan sonra koptum, hiçbir politikayla
ilgim olmadı, hiçbir partiye üye olmadım. Kendi işimde hayat mücadelesinde
yoğruldum. Farklı bir kadınım ben, birçok erkekten çok daha farklı özelliğim
var. Çok uzun yıllar boyunca 1990’da ambargo döneminde Irakla ticari
faaliyetlerimi bırakmadım. O zaman Güneydoğu, Zaho, Cizre, Silopi,
Şırnak avucumun içi gibi bildiğim yerler. Terörizm olgusu son derece
iyi bildiğim bir konu. Irak’a yıllarca karayolu ile gidip gelmişim ,
Kuzey Irak’tan geçip gitmişim. Kaç tane erkek gösterebilirsiniz bana
orda; yoktur. Böyle bir olgular yaşamışınız, koyu komünizmi yaşamışınız;
1982’de ben orayla ticari faaliyetlere başladım. .Türk Cumhuriyetlerini
avcumun içi gibi biliyorum. İran-ırak savaşlarında bombalamalarda hep
oralardaydım. ABD, Libya’yı bombaladığında ben ordaydım. Gemi tutup
kaçtık; böyle bir sürü şeyler yaşamışsınız, dünya birikiminiz var.
Türkiye’ye sadece Türkiye’den bakış açısına sahip olmamanız gerekiyor,
milletvekili olunca. Türkiye’ye Rusya’dan da Irak’tan da Amerika’dan
da, Hollanda’dan da bakabilir iseniz şayet birşeyler yapabilme olanağınızın
fazla olduğuna inanıyorum.
Benim
milletvekili adayı olmam aniden oluştu. Seçimlerden 6 ay önce üç tane
güvenlik görevlisi şehit edildi, memleketim Amasya’nın Taşova kazası
Dereli köyünde. Terörist köy dediler. Jandarma hep ortasındaydı o köyün.
Ailemden bir sürü insanlar tutuklandı. Ben ogün karar verdim milletvekilliğine
başvurmaya. Çünkü Güneydoğu’daki kirli tezgahın aynısının Karadeniz’e
taşınmaya çalışıldığını gördüm ve halen de inanıyorum. O nedenle bilen,
gören ve söyleyebilecek bir takım yürekli insanların bu Meclis’e girmesi
gerektiğini düşündüm ve adaylık formumu aniden doldurup başvurumu yaptım.
38 kişi başvurmuştu nasıl birinci sıraya geldim., hiçbir şekilde bilmiyorum.
Hiçbir şekilde ilgim yok. Genel Başkanımı 30 yıl öncesinden sonra hiçbir
zaman görmedim, tanımam. Rahşan Hanım beni tanımaz . Demek ki partide
iyi bir araştırma grubu var. Sonuç olarak liste birincisi olduğumu gazetelerde
okudum.
Partinizin
kadına bakışı nasıl? Gerçi Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı’na erkek
getirmekle çok eleştiri aldı.
İyi
son derece iyi. Tüm Türkiye çapında il genel meclisleri, belediye meclisleri,
belediye başkanlıkları, milletvekillikleri için 1750 kadını güzel noktalara
getirdi DSP. Nitekim 12 tanede kadın milletvekili var. Bence parti
kadına duyarlı olduğunu ıspat etti.
Şimdi
olaya biraz farklı bakmak lazım, Kadın Bakanlığı olayına..Bir yıldır
tek başına iktidardaydı. 34 tane bakanlığı vardı. Hiçbir bakanı da diğer
bakanından daha kötü değildi. Şu anda Hükümette DSP’nin 12 bakanı var.
12 bakanınızı muhafaza edeceksiniz ve diğerlerine diyeceksiniz ki;’arkadaşım
güle güle’. Eğer parlamentoya yeni gelmiş birisini o bakanlıklardan
birine getirseydi, eski bakanlarından bayağı başarılı olan insanları
birşey izah etmek çok zordu. Ben onu çok iyi anlıyorum.
Ama
gönül çok arzu eder ki kadın bakan olsun. Fakat bu da şu demek değil,
kadın kavramında hemen akla Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı geliyor.
Ben buna çok karşı çıkıyorum. Ben Milli Savunma Bakanı olabilecek yapıda
kendimi güçlü hissediyorum. Ben Dış Ticaret Müsteşarlığını yönetebilecek
bir Maliye Bakanı, bir Sanayi ve Ticaret Bakanı, bir Tarım bakanı olabileceğimi
biyorum. Ziraat Yüksek Mühendisiyim, Gıda mühendisiyim. Daha işlevsel
.. Yani kadınla, Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı’nı eğer hep eşdeğer
tutarsak yanılgıya düşeriz. Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı bırakalım
erkek olsun. Hadi Milli Savnuma Bakanlığı’nı kadına veriyorlar mı?
Cumhurbaşkanlığını kadına veriyorlar mı? Mücadele birazcık artık farklı
yönlere kaymalı diye düşünüyorum.
Kabinede
bazı değişiklikler söz konusu, bu değişikliklerde kadın olacak mı?
Biraz
bekleyin, belki sürprizler var.
Umut
ederiz sizde kabinede yer alırsınız.
Bilemem,
göreceğiz.
Kabinede
kadın bakan olmasını MHP’mi engelliyor?
Yok,
MHP engellemez. Çok hayret birşey. 1981’de Fen fakültesi bahçesinde
ülkücü arkadaşlardan yediğim dayak yüzünden kafamda iki tane şiş var.
Hiçbir zaman ama hiçbir zaman ben iki grubun birarada olup koalisyon
olabileceğini rüyamda görsem herhalde inanmazdım. Ve birisi de bana
söyleseydi son derece ters çıkardım. Şu anda zıt kutupların birbirini
çekmesi yaşanıyor. Yani eksi ile eksiyi yan yana getirdiğinizde itiyor.
CHP ile DSP gibi, ANAP’la DYP gibi. O kadar iki zıt kutup birbirine
cazip ki, ortak uzlaşı noktamız onlarında bizimde vatanseverlik bir,
hırsızlık, uğursuzluk, yolsuzluklara duyarlılık iki, üçüncü ve en önemlisi
DSP ve MHP’de siyasette çok uzun yıllar uğraşmamış, çok fazla yozlaşmamış,
profesyonelleşmemiş, amatör ruhunu koruyan yep yeni milletvekillerinin
olması. Her iki partidede dinamik milletvekilerinin olması. Bu üç uzlaşı
noktası bizi götürüyor ve uzun yıllarda götürecek gibi geliyor bana.
Yeni
Medeni Yasa tasarısına MHP çok olumlu yaklaşmadı gibi geliyor biz kadınlara.
Yok,
bugünkü komisyonda ağzından girdik burnundan çıktık ama tasarı gayet
uyumlu geçti. Mal rejimi, evin reisi , evlat edinilme konuları aynen
geçti.
Mal
rejimi, komisyondan eşin öldükten sonra edinilmiş malların eşit paylaşılması
şeklinde mi geçti?
Tabii
ama, evlilikten sonra edinilen malların paylaşılması biçiminde geçti.
Evliyseniz bile babanızdan size bir miras kaldı, eşinize bırakamazsınız
bunu. Ancak evlilikte beraber edinilmiş malları paylaşabilirsiniz. Arzu
ederseniz evlilik sırasında mal sözleşmesi de yapabilirsiniz, ama zorunluluk
yok. Eşler diyebilirler ki biz mal ortaklığı değilde, mal ayrılığı rejimini
uygun görüyoruz diyebilir. Tam tersine kadın çok zengindir, kocasına
bunu imzalattırabilir. O zaman kocası mirastan pay almaz. Sonuç olarak
isterseniz bunu sözleşme ile değiştirebiliyorsunuz. Ama sözleşme yapmamışsanız
evliliğin başında, o zaman kanun size diyor ki; evlendikten sonra edinilen
mallar eşit paylaşılır.
Keşke
böyle bir sözleşmeye meydan bırakılmasaydı.
O
da kesinlikle gerekli. Türk Medeni Yasası, İsviçre Medeni Yasası’ndan
çok daha iyi idi. Kadınlar bundan yararlanabildiler mi yılar boyu, yararlanamadılar.
Hak ne kadar çok verilse de kadının alabilmesi çok önemli bunu. Televizyonlara
çıkıp, kadınları şu şu hakkınız var. Bu hakkınızı kullanın, aman ha
yitirmeyin gibi aydınlatmamız lazım. Kadının lehine, erkeğin aleyhine
en iyi kanunu da getirin, kadın bu hakkının bilincinde olmadığı sürece
.bir yere varamazsınız. Olay bu.
Türkiye’de
kadının en önemli sorunlarını nasıl sıralayabilirsiniz?
Başta
eğitim. Eğitim, arkasından ekonomik özgürlük ama, eğitime öncelik verirseniz,
herşey otomotik olarak gelir diye düşünüyorum. Ekonomik özgürlükte son
derece önemli. Kadının kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlayacak
sistemler geliştirmek gerekli. Girişimcilik, kadın kredileri, kadın
işyerleri açmak.. Belli iş kollarında eğitim verme ve kadını meslek
edindirme becerilerine sahip kılmak v.b. Artık dünyada savaşlar silahla
yapılmıyor, parayla yapılıyor. Para güçtür, kadının bunu elde edebilmesi
lazım. Önce eğitim ve eğitime paralel kadının ekonomik özgürlüğü, kadının
geleceğidir diye düşünüyorum..
Üretim
dışı tutulan ev kadını sayısı çok fazla ve bu kesim tüketim metası olarak
görülüyor. Bu kadınları üretime yönlendirebilmek için neler yapılabilir?
Bu
konuda hiçbir kadını zorlayamazsınız. Yalnız geleneksel olarak çalışmayan
bir sürü kadın var, onu zorlayabilirsiniz, ev içi kredileri vererek.
Ben o konuda uzun yıllar uğraştım. Başbakanlığın bastığı 12 yıl önceki
kitaplarda bu konuda tebliğlerim vardır. Halk Bankası o zamanlar ev
kadınlarına 1,5 milyon lira kredi veriyordu ve ev içi üretimi dantel,
mantel, çiçek, böcekle de sınırlı tutuyordu. Üç, dört yıl mücadele verdim;
Türk kadınının üreticiliğini sadece çiçek, böcekle sınırlı tutmak,
üretime yönlendirmek değil, kösteklemek anlamına geliyor ve büyük saygısızlıktır
söyleminden yola çıkarak, ev içi kredileri Türkan Akyol’un bakanlığı
döneminde 85’er milyon liraya çıkardık. Bugün de 500 milyon lira. Güzel
noktalara geldi. Kadınları bu kredilerden yararlandırmak lazım. Ama
bu kredinin nasıl yararlı kullanılacağını kadınlarımız bilmiyor. Aydınlatmak
lazım onları. Televizyonlarda bir sürü pembe diziler yapılıyor, köle
İzovra var. Geçenlerde Sayın Gemici’ye onu da önerdim; minik minik programlar
yapalım, bu kredilerden nasıl yararlanılır, hatta pembe diziler bile
yapalım. Çok fakir bir köy kızı nasıl çıktı, nasıl başarılı oldu, zorluklardan
geçtiği evreleri anlatan Türk tipi diziler hazırlayalım, dedim.. Tabii
bunlar hep bütçe meselesi.
Hasan
Gemici’ye bağlı Devlet Bakanlığı, galiba kadından çok çocuğa yatırım
yapıyor. Hatta bu yüzden adı SHÇEK Bakanlığı’na çıktı. Elbette çocuğa
da yatırım yapılsın ama, adı kadın Bakanlığı olupta kadına gerekli ilginin
gösterilmemesi de bizi üzüyor
Sayın
Hasan Gemici’nin aile hayatını çok iyi biliyorum. Çok iyi bir baba.
Çok iyi bir baba olan aileyi de anlar. Artık yasada reisde yok..
Aile
içi şiddet konusunda ne diyorsunuz? Ailenin Korunması Yasası çıktı ama,
kimse farkında değil.
En
önemli şey eğitim. Bu konuda medyaya çok iş düşüyor. 30 kanal kadının
evinde. Bu konuda sivil toplum örgütlerinin de baskı unsuru olması lazım.
Geçen gün şunu önerdim.; RTÜK ekran kapatma cezası veriyor televizyolara.
bu ceza verilmesin. Ekran karartmak yerine televizyonlara prim time’larda
birer saatlik eğitim programı konulsun. Ekran karatmayalım, kadın hakları,
aile içi şiddet , töre cinayetleri v.b. konularda birer saat eğitim
programları yayınlansın. ne kadar güzel olur. inanıyorum ki bu tür
eğitim programlarına o kadar çok talep olacak ki, eninde sonunda televizyoncular
halk neyi istiyorsa biz onu veriyoruz diyorlar ya,. halkın farklı şey
istediği ortaya çıkacak. O söylemde bitecek.
Cinsel
taciz konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu konuda verilen cezaların yaptırım
gücü var mı?
Biliyorsunuz,
Hayvanları Koruma Yasası çıkıyor. Gelecek haftalarda genel kurula inecek.
Bir hayvana tecavüzün cezası o kanunla 600 milyon liraya yükselecek.
Kötü muamele, şiddet bilmem kaç yüz milyon lira.. .Geçenlerde gazetelerde
yer aldı. Bir dansöz hanıma tecvüz eden vatandaşa 300 milyon 500 bin
lira mı ne ceza verildi. Olmaz böyle şey. Türkiye’de insanın hayvan
olmayı özlememesi gerekiyor. Eğer inansanız her koşulda, her mekanda
, her değerde onu hissetmeniz gerekiyor. Onu bu tür söylemlerde bulunup
uygulattırmamak veya gerekli tasarıları hazırlamamakta tabii bizim
kabahatımız, bizim ayıbımız. O kanuda çalışmalar var. mutlaka düzeltilecek.
Biliyorsunuz bizim yasalarımız İtalya’dan alınmış yasalar. Mala önem
veriyor İtalyan kanunları kişiye önem vermemiş hiçbir zaman. Baklava
çalan çocuğa ağır ceza veriyorsunuz , orda önemli unsur baklava, yani
mal. Birçok değişmesi gereken çok şey var. Ama ne kadar gücümüz yeter
bu süreler içersinde, hükümette iyi çalışıyor görüyorsunuz.
Kadın
sığınma evlerinin sayısı giderek azalıyor, sizce neler yapılabilir bu
konuda?
SHÇEK’in
elinde 6 tane sığınma evi var. Tabii çok yetersiz. Sığınma evlerinin
hem sayısını arttırmak, hemde yapısını iyileştirmek gerekiyor.
Kadın
kuruluşlarının çalışmalarını yeterli görüyor musunuz?
Ben
çok yeterli görüyorum. 6-7 senedir, kadın bilinci, kadın hareketi inanılmaz
boyutlara geldi. Gönül arzu ederki bu kadın olgusunun ve kadın bilincinin
toplumun yararı olduğu sivil toplum örgütlerinde de yeterli düzeyde
olmasını çok arzu ederdik. Bu Medeni Yasa tasarısı tarihinde ilk defa
kadın örgütleri ve sivil toplum örgütlerinin bakanlıkla birlikte çalışmayla
çıktı. Hangi bakanlık, sivil toplum örgütlerinin sözünü dinlesin ve
kanun tasarısına koysun, bana gösterebilir misiniz.
Kadınların
yapacakları çok iş var...
Kadın
olgusu çok güzel. Sivil toplum örgütlerinin çalışmasından da son derece
mutluyum, Gönül arzu ediyor ki toplumun aksayan diğer sivil toplum örgütleri
de bu tür çalışmalar yapsın. Gördüğüm kadarıyla yalnız bir eksik var;
Türkiye’de yüzlerce ama yüzlerce kadın sivil toplum örgütü var. Onların
bir üst çatıda, bir konfederasyon, bir federasyon, adı ne olursa olsun
asgari müştereklerde bir üst oluşumda örgütlenme konusu eksik. Bir sivil
toplum örgütü öbürünün hareketine destek vermiyor, öbürü, diğerini kösteklemeye
çalışıyor. Ankara’yı daha fazla harekete geçirebilmek için, demokrasilerde
olmazsa olmaz şartı sivil toplum örgütlerinin daha fazla etkili olabilmesi
için , mutlaka bir üst çatı altında birleşmesi gerekiyor. Bütün kadınları
bu konuda dayanışmaya davet ediyorum.
Peki
efendim, siz Meclis çatısı altında kadın milletvekilleri olarak bu
dayanışmayı yapabiliyor musunuz?
(Kahkahalarla
gülüyor..)
Kadın
kadını engelliyor, kadın kadının davranışını hoş görmüyor. Toplumda
bunu sürekli yaşıyoruz...
Onu
da ben çok normal karşılıyorum. Şu açıdan, eğer kadın kendi ile barışık
değilse, kendini aşmamış ise bunu beklemen lazım. Bu son derece doğal.
Çok doğal birşey yüzyılların ezilmişliği var üstümüzde. O kadar yüzyıllarca
ezilmişsin ki bu genlerine işlemiş. Karar mekanizmasına geldiğinde o
gücünü tatmin edebileceğin yer hemcinsin, o erkek değil. Erkeği kolay
kolay yiyemiyor. Onun için son derece psikolojik olgu. Ama kendinle
barışıksan, kendini de aşmış bir insansan o sadece destek, sadece paylaşma,
yetiştirme ve birliktelik getiriyor sana, daha da yücelmeni sağlıyor.
Sezen Aksu her zaman gösterdiğim bir modeldir mesala. Yetiştirme, kompleks
duymama, devamlı paylaşma. Çünkü o zaman yüzlerce Sezen Aksu geliyor
arkanızda.
Peki
bu kadınlar kendini nasıl aşacak, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak.
Herşeyden
önce eğitim. Kendini aşma, sorumluluk verme, sorumluluk verdiğinde de
hesap sorma; niye bunu yanlış yaptı diye
İş
hayatından gelmeniz size Parlomento çalışmalarınızda bir avantaj sağlıyor
mu?
İş
hayatından gelen birisi olmak Parlomento’da bana kalırsa avantaj.
Çok büyük avantaj. Çünkü girişimcisiniz, çünkü hareket kabiliyetiniz
var. Çünkü insiyatif kullanmaya yıllardır alışmışsınız. Ama parlamentodaki
kadınlarımızın çoğu bürokratik hayattan geliyorlar. Geçiştirmeci politikalarla
zaman kazanma daha önemli. Daha doğrusu hata yapmama önemli onlar için.
Ama hata yapmayacağım diye iş yapmamayı ben kabul edemiyorum. İş hayatında
hatalar yaptım ama hatayı telafi edecek çokta artılar da yaptım. Bana
kalırsa iş hayatından gelmek avantaj, dezvantaj değil. Ben farklı mücadelelerden
geldim. Meclis’teki prenses hanımefendilerden değilim. Küçücük bir dağ
köyünün kadın ve erkek tek okumuş insanıyım. O çok uzun soluklu bir
mücadeleydi. Önünüze çıkan her engeli yenmeye alışmıssınız. Bir adım
daha bir adım daha. O adım size geldiğiniz noktada yetmiyor. Mesela
ben emeklilik kavramını düşünemiyorum. Ayakta ölürüm herhalde.
Kıyak
emeklilik yasasını çıkardınız ama?
Kıyak
emekliğe hayır oyu kullanan milletvekillerinden biri benim.
Bize
zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Böyle
içtenlikli bir söyleşide içimi dökebildiğim için ben teşekür ederim.
|
 |