BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:3 SAYI:18 HAZİRAN-TEMMUZ 2000 ISSN-1302-4566  







 
Gönül Saray Alphan, Sezer’e laik olduğunu deklare ettirmek  için Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyduğunu açıkladı

"Ben Meclis’in Prenses hanımefendisi değilim"

  DSP Amasya Milletvekili Gönül Saray Alphan, seçimden 20 dakika önce adaylıktan çekilmesinin gerekçelerini ilk kez KAzete’ye açıkladı

  Milletvekili Alphan, sadece kadın kimliğini ortaya çıkarmanın toplumu rahatsız ettiği, erkek egemen Meclis’i galeyana getirdiği görüşünde

  İlklerin kadını olan Alphan, milletvekilliğini meslek olarak görmüyor. Bu nedenle daha yürekli ve daha cesur davrandığını söylüyor 

  Amasya Milletvekili Alphan’a göre; kadın milletvekilleri sadece kadın bakanlığını değil, her türlü aktif bakanlığı üstlenecek yetenekteler
RÖPORTAJ: Berrin  G. DELİKÇİ

GÖNÜL SARAY ALPHAN KİMDİR?
1953’de Amasya’nın Taşucu ilçesi Dereli köyü’nde doğdu. Yüksek Ziraat Mühendisi. Amasya’da DSP’nin ilk milletvekili. Ortadoğu’da Ticaretle uğraşan başarılı bir iş kadını. Meclis Milli Savunma Bakanlığı Komisyonun ilk kadın üyesi. Evli bir çocuklu.

76 yıllık Cumhuriyet tarihimizde ilk kez  bir kadın, oylamaya 20 dakika kala çekilse de Cumhurbaşkanlığı’na aday olarak bu alanda da bir tabuyu yıktı. Tarihe Türkiye’nin ilk kadın Cumhurbaşkanı Adayı olarak geçen DSP Amasya Miilletvekili Meclis Milli Savunma Bakanlığı Komisyonu’nun da ilk kadın üyesi  Gönül Saray Alphan, TBMM’ndeki odasında  iki saate yakın süren söyleşimizde Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyma ve çekilme gerekçelerini yine ilk ikez KAZETE’ye ayrıntılarıyla açıkladı.
Milletvekili oluncaya  kadar iş yaşamındaki başarılarıyla dikkati çeken, önümüzdeki günlerde yapılacak kabine değişikliğinde  Bakanlık için adı geçen Alphan sadece Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili değil, kadın sorunlarıyla ilgili sorularımızı da  açık yüreklilikle yanıtladı.

  Biz kadınlar için sevindirici bir olaya  imza attınız ama, tadını çıkaramadan imzanızı geri çektiniz. Neden?
 Biz kadınlar için önemli olan 76 yıllık cumhuriyet tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanlığına bir kadının aday olmasıydı. Benim aday olmamın altında bu vardı. Bu mesaj bir yerler tarafından alındı, kabul edildi. Önemli olan oydu, yoksa sonuna kadar gidip, şu kadar oy alacağım olayı değildi.  Bundan sonra Türk kadını çok rahatlıkla o kapıları zorlayabilecek.

  Oylamaya 20 dakika kala niye geri çekildiniz, onu çok merak ettik doğrusu.
Tam kadın kimliğimle girmedim ben Cumhurbaşkanlığı adaylığına. en başta laik kimliğimle girdim. Biliyorsunuz  Sayın Sezer’in adının belli olmasından sonra liderler toplandılar ve ortak deklarasyon imzaladılar. Sezer’in kim olup kim olmadığını, nasıl bir insan olduğunu araştırma fırsatımız olmadı. Ama vekiliz, Cumhurbaşkanı kim olacak? Mutlaka araştırmamız gerekiyor. Ben kendi çapımda araştırma yaptım ve hiç hoşuma gitmeyen şeyler çıktı ortaya. Genel Başkanıma ulaşamayınca elimde pazarlık marjı yapabileceğim tek birşey olabilirdi; o da cumhurbaşkanlığına aday olmak ve (eğer bunlar bunlar düzelmezse çekilmiyorum) diyebilmek. Ben onu kullandım. Detaylarını pek açıklamak istemiyorum, laik kimliğimle girdim. Nitekim Sayın Sezer’in ilk söylemi, mazbatasını aldığında önemle vurguladığı ilk konuda laiklik oldu.  Demek ki mesaj gerekli yerlere gitti, verdirildi. 

  Sizin herhalde laiklik konusunda bir kaygınız vardı..
Benim o konuda bir kaygım vardı, onu hallettik. İkinci mesajımda  demokratik sistemlerde kavgasız döğüşşüz, tabanca çekmeden  Cumhurbaşkanlığı’na nasıl aday olunur, nasıl çekilinir onu verebilmekti. Üçüncü mesaj kadın kimliğiyle verilen mesajdı. Yani son etapta verilen mesajdı.

  Niye son etapta, kadına duyarlı değil misiniz?
Kadına çok duyarlıyım., yıllardır bu işin içersindeyim ve 12 yıldırda sivil toplum örgütlerinde kadın konusunda kendi çapımda mücadele veriyorum. Sadece kadın kimliğini birçok konularda, kanunlarda da öyle ön plana çıkarmak irlite ediyor toplumu. Erkek egemen Meclis’i çok daha fazla galeyana getiriyor, olacak işi olmaz hale getirebiliyorsunuz.O nedenle akıllı, uslu mantıklı başka gerekçeleri öne çıkarıp  en son kadın kimliğinizi kullanmanız lazım. Politika da pişmenin getirdiği sonuçlar bunlar.

  Zaman zaman yürekli, cesaretli çıkışlar yapıyorsunuz, bu tür çıkışlarınız seçimlerde sizi riske sokmaz mı?
Hayır, milletvekilliği bir meslek değil. Halk isterse seçilirsiniz, istemezse alır şapkanızı gidersiniz. Meslek olarak görmediğim için de biraz daha yürekli hareket edebiliyorum.

  Cumhurbaşkanlığı’na adaylığınızı koyduğunuzda, herhangi bir tepki geldi mi?
Mutlaka, hayret ediyorlar,  ama Sayın Başbakanım beni anladı. Önemli olan onun anlaması idi. Kendisiyle uzun uzun konuştum ve ne konuda hassas olduğum mesajları verildi ki, yerine iletildi.

  Milletvekilliğiniz nasıl oldu. Adaylık teklifi partiden mi geldi, yoksa siz mi başvurdunuz?
Partiden gelmedi. Parti de beni tanımaz. Ben CHP Gençlik kollarında 10 yıl çalıştım, sosyal demokrasi dernekleri federasyonu kurulması sırasında epey rol aldım,18 yaşlarındayken.  Ama ondan sonra koptum, hiçbir politikayla ilgim olmadı, hiçbir partiye üye olmadım. Kendi işimde hayat mücadelesinde yoğruldum. Farklı bir kadınım ben, birçok erkekten çok daha farklı özelliğim var. Çok uzun yıllar boyunca 1990’da  ambargo döneminde Irakla ticari faaliyetlerimi bırakmadım.  O zaman Güneydoğu, Zaho, Cizre, Silopi, Şırnak avucumun içi gibi bildiğim yerler. Terörizm olgusu son derece iyi bildiğim bir konu. Irak’a yıllarca karayolu ile gidip gelmişim , Kuzey Irak’tan geçip gitmişim. Kaç tane erkek  gösterebilirsiniz  bana orda; yoktur.  Böyle bir olgular yaşamışınız, koyu komünizmi yaşamışınız; 1982’de  ben orayla ticari faaliyetlere başladım. .Türk Cumhuriyetlerini avcumun içi gibi biliyorum. İran-ırak savaşlarında bombalamalarda hep oralardaydım. ABD, Libya’yı bombaladığında ben ordaydım. Gemi tutup kaçtık; böyle bir sürü şeyler yaşamışsınız, dünya birikiminiz var.  Türkiye’ye sadece Türkiye’den bakış açısına sahip olmamanız gerekiyor, milletvekili olunca. Türkiye’ye Rusya’dan da Irak’tan da Amerika’dan da, Hollanda’dan da bakabilir iseniz şayet birşeyler yapabilme olanağınızın fazla olduğuna inanıyorum.

Benim milletvekili adayı olmam aniden oluştu.  Seçimlerden 6 ay önce üç tane güvenlik görevlisi şehit edildi,  memleketim Amasya’nın Taşova  kazası Dereli köyünde. Terörist köy dediler. Jandarma  hep ortasındaydı o köyün. Ailemden bir sürü insanlar tutuklandı. Ben ogün karar verdim  milletvekilliğine başvurmaya. Çünkü Güneydoğu’daki kirli tezgahın aynısının Karadeniz’e taşınmaya çalışıldığını gördüm ve halen de inanıyorum.  O nedenle bilen, gören ve söyleyebilecek  bir takım yürekli insanların bu Meclis’e girmesi gerektiğini düşündüm ve adaylık formumu aniden doldurup başvurumu yaptım.  38 kişi başvurmuştu nasıl birinci sıraya geldim., hiçbir şekilde bilmiyorum. Hiçbir şekilde ilgim yok. Genel Başkanımı 30 yıl öncesinden sonra hiçbir zaman görmedim, tanımam. Rahşan Hanım beni tanımaz . Demek ki partide iyi bir araştırma grubu var. Sonuç olarak liste birincisi olduğumu gazetelerde okudum.

  Partinizin kadına bakışı nasıl? Gerçi Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı’na erkek getirmekle çok eleştiri aldı.
İyi son derece iyi. Tüm Türkiye çapında il genel meclisleri, belediye meclisleri, belediye başkanlıkları, milletvekillikleri için 1750 kadını güzel noktalara getirdi DSP.  Nitekim 12 tanede kadın milletvekili var. Bence parti kadına duyarlı olduğunu ıspat etti.

Şimdi olaya biraz farklı bakmak lazım, Kadın Bakanlığı olayına..Bir yıldır tek başına iktidardaydı. 34 tane bakanlığı vardı. Hiçbir bakanı da diğer bakanından daha kötü değildi. Şu anda Hükümette DSP’nin 12 bakanı var. 12 bakanınızı muhafaza edeceksiniz ve diğerlerine diyeceksiniz ki;’arkadaşım güle güle’. Eğer parlamentoya yeni gelmiş birisini o bakanlıklardan birine getirseydi, eski bakanlarından bayağı başarılı olan insanları birşey izah etmek çok zordu. Ben onu çok iyi anlıyorum.

Ama gönül çok arzu eder ki kadın bakan olsun. Fakat bu da şu demek değil, kadın kavramında  hemen akla Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı geliyor. Ben buna çok karşı çıkıyorum. Ben  Milli Savunma Bakanı olabilecek yapıda kendimi güçlü hissediyorum. Ben Dış Ticaret Müsteşarlığını yönetebilecek bir Maliye Bakanı, bir Sanayi ve Ticaret Bakanı, bir Tarım bakanı olabileceğimi biyorum.  Ziraat Yüksek Mühendisiyim, Gıda mühendisiyim. Daha işlevsel .. Yani kadınla, Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı’nı eğer  hep eşdeğer tutarsak yanılgıya düşeriz. Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı bırakalım erkek olsun. Hadi Milli Savnuma Bakanlığı’nı kadına veriyorlar mı?  Cumhurbaşkanlığını kadına veriyorlar mı? Mücadele  birazcık artık farklı yönlere kaymalı diye düşünüyorum.

  Kabinede bazı değişiklikler söz konusu, bu değişikliklerde kadın olacak mı?
Biraz bekleyin, belki sürprizler var.

  Umut ederiz sizde kabinede yer alırsınız.
Bilemem, göreceğiz.

  Kabinede kadın bakan olmasını MHP’mi engelliyor?
Yok, MHP engellemez. Çok hayret birşey. 1981’de Fen fakültesi bahçesinde  ülkücü arkadaşlardan yediğim dayak yüzünden kafamda iki tane şiş var.  Hiçbir zaman  ama hiçbir zaman  ben iki grubun  birarada olup koalisyon  olabileceğini rüyamda görsem  herhalde inanmazdım. Ve birisi de bana söyleseydi son derece ters çıkardım. Şu anda  zıt kutupların birbirini çekmesi yaşanıyor. Yani eksi ile eksiyi yan yana getirdiğinizde itiyor. CHP ile DSP gibi, ANAP’la DYP gibi. O kadar iki zıt kutup birbirine cazip ki,  ortak uzlaşı noktamız onlarında  bizimde  vatanseverlik bir, hırsızlık, uğursuzluk, yolsuzluklara duyarlılık iki,  üçüncü ve en önemlisi  DSP ve MHP’de siyasette çok uzun yıllar uğraşmamış, çok fazla yozlaşmamış, profesyonelleşmemiş, amatör ruhunu koruyan yep yeni milletvekillerinin olması. Her iki partidede dinamik milletvekilerinin olması. Bu üç uzlaşı noktası bizi götürüyor ve uzun yıllarda götürecek  gibi geliyor bana.

  Yeni Medeni Yasa tasarısına  MHP çok olumlu yaklaşmadı gibi geliyor biz kadınlara.
Yok, bugünkü komisyonda ağzından girdik burnundan çıktık ama tasarı gayet uyumlu geçti. Mal rejimi, evin reisi , evlat edinilme konuları aynen geçti.

  Mal rejimi, komisyondan eşin öldükten sonra  edinilmiş malların eşit paylaşılması şeklinde mi geçti?
Tabii ama, evlilikten sonra edinilen malların paylaşılması biçiminde geçti. Evliyseniz  bile babanızdan size bir miras kaldı, eşinize bırakamazsınız bunu. Ancak evlilikte beraber edinilmiş malları paylaşabilirsiniz. Arzu ederseniz evlilik sırasında mal sözleşmesi de yapabilirsiniz, ama zorunluluk yok. Eşler diyebilirler ki biz mal ortaklığı değilde, mal ayrılığı rejimini uygun görüyoruz diyebilir. Tam tersine kadın çok zengindir, kocasına bunu imzalattırabilir.  O zaman kocası mirastan pay almaz. Sonuç olarak isterseniz bunu sözleşme ile değiştirebiliyorsunuz.  Ama sözleşme yapmamışsanız evliliğin başında, o zaman kanun size diyor ki; evlendikten sonra edinilen mallar eşit paylaşılır.

  Keşke böyle bir sözleşmeye meydan bırakılmasaydı.
O da  kesinlikle gerekli. Türk Medeni Yasası, İsviçre Medeni Yasası’ndan çok daha iyi idi. Kadınlar bundan yararlanabildiler mi yılar boyu, yararlanamadılar. Hak ne kadar çok verilse de kadının alabilmesi çok önemli bunu. Televizyonlara çıkıp, kadınları şu şu hakkınız var. Bu hakkınızı kullanın, aman ha yitirmeyin gibi aydınlatmamız lazım. Kadının lehine, erkeğin aleyhine en iyi kanunu da getirin, kadın bu hakkının bilincinde olmadığı sürece .bir yere varamazsınız. Olay bu.

  Türkiye’de kadının en önemli sorunlarını nasıl sıralayabilirsiniz?
Başta eğitim.  Eğitim, arkasından ekonomik özgürlük ama, eğitime öncelik verirseniz, herşey otomotik olarak gelir diye düşünüyorum. Ekonomik özgürlükte son derece önemli. Kadının kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlayacak sistemler geliştirmek gerekli. Girişimcilik, kadın kredileri, kadın işyerleri açmak.. Belli iş kollarında eğitim verme ve kadını meslek edindirme becerilerine sahip kılmak v.b. Artık dünyada savaşlar silahla yapılmıyor, parayla yapılıyor. Para güçtür, kadının bunu elde edebilmesi lazım. Önce eğitim ve eğitime paralel kadının ekonomik özgürlüğü, kadının geleceğidir diye düşünüyorum..

  Üretim dışı tutulan ev kadını sayısı çok fazla ve bu kesim tüketim metası olarak görülüyor. Bu kadınları üretime yönlendirebilmek için neler yapılabilir?
Bu konuda hiçbir kadını zorlayamazsınız. Yalnız geleneksel olarak çalışmayan bir sürü kadın var, onu zorlayabilirsiniz, ev içi kredileri vererek. Ben o konuda uzun yıllar uğraştım. Başbakanlığın bastığı 12 yıl önceki kitaplarda bu konuda tebliğlerim vardır. Halk Bankası o zamanlar ev kadınlarına 1,5 milyon lira kredi veriyordu ve ev içi üretimi dantel, mantel, çiçek, böcekle de sınırlı tutuyordu. Üç, dört yıl mücadele verdim; Türk kadınının üreticiliğini sadece  çiçek, böcekle sınırlı tutmak, üretime yönlendirmek değil, kösteklemek anlamına geliyor ve büyük saygısızlıktır söyleminden yola çıkarak, ev içi kredileri  Türkan Akyol’un bakanlığı döneminde 85’er milyon liraya çıkardık. Bugün de 500 milyon lira. Güzel noktalara geldi. Kadınları bu kredilerden yararlandırmak lazım. Ama bu kredinin nasıl yararlı kullanılacağını kadınlarımız bilmiyor. Aydınlatmak lazım onları. Televizyonlarda bir sürü pembe diziler yapılıyor, köle İzovra var. Geçenlerde Sayın Gemici’ye onu da önerdim; minik minik programlar yapalım, bu kredilerden nasıl yararlanılır, hatta pembe diziler bile yapalım. Çok fakir bir köy kızı nasıl çıktı, nasıl başarılı oldu, zorluklardan geçtiği evreleri anlatan Türk tipi diziler hazırlayalım, dedim.. Tabii bunlar hep bütçe meselesi.

  Hasan Gemici’ye bağlı Devlet Bakanlığı, galiba kadından çok çocuğa yatırım yapıyor. Hatta bu yüzden adı SHÇEK Bakanlığı’na çıktı. Elbette çocuğa da yatırım yapılsın ama, adı kadın Bakanlığı olupta kadına gerekli ilginin gösterilmemesi de bizi üzüyor
Sayın Hasan Gemici’nin aile hayatını çok iyi biliyorum. Çok iyi bir baba. Çok iyi bir baba olan aileyi de anlar. Artık yasada reisde yok..

  Aile içi şiddet konusunda ne diyorsunuz? Ailenin Korunması Yasası çıktı ama, kimse farkında değil.
En önemli şey eğitim. Bu konuda medyaya çok iş düşüyor. 30 kanal kadının evinde. Bu konuda sivil toplum örgütlerinin de baskı unsuru olması lazım. Geçen gün şunu önerdim.; RTÜK ekran kapatma cezası veriyor televizyolara. bu ceza verilmesin. Ekran karartmak yerine  televizyonlara prim time’larda  birer saatlik eğitim programı konulsun. Ekran karatmayalım, kadın hakları, aile içi şiddet , töre cinayetleri  v.b. konularda birer saat eğitim programları yayınlansın. ne kadar güzel olur.  inanıyorum ki  bu tür eğitim programlarına o kadar çok talep olacak ki, eninde sonunda televizyoncular halk neyi istiyorsa biz onu veriyoruz  diyorlar ya,. halkın farklı şey istediği ortaya çıkacak. O söylemde bitecek.

  Cinsel taciz konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu konuda verilen cezaların  yaptırım gücü  var mı?
Biliyorsunuz, Hayvanları Koruma Yasası çıkıyor. Gelecek haftalarda genel kurula inecek. Bir hayvana tecavüzün cezası o kanunla 600 milyon liraya yükselecek. Kötü muamele, şiddet bilmem kaç yüz milyon lira.. .Geçenlerde gazetelerde yer aldı. Bir dansöz hanıma tecvüz eden vatandaşa 300 milyon 500 bin lira mı ne ceza verildi. Olmaz böyle şey. Türkiye’de insanın hayvan olmayı özlememesi gerekiyor.  Eğer inansanız her koşulda, her mekanda , her değerde onu hissetmeniz gerekiyor.  Onu bu tür söylemlerde  bulunup uygulattırmamak veya gerekli tasarıları hazırlamamakta tabii  bizim kabahatımız, bizim ayıbımız. O kanuda çalışmalar var.  mutlaka düzeltilecek. Biliyorsunuz bizim yasalarımız İtalya’dan alınmış yasalar. Mala önem veriyor İtalyan kanunları kişiye önem vermemiş hiçbir zaman. Baklava çalan çocuğa ağır ceza veriyorsunuz , orda önemli unsur baklava, yani mal. Birçok değişmesi gereken  çok şey var. Ama ne kadar gücümüz yeter bu süreler içersinde, hükümette iyi çalışıyor görüyorsunuz.

  Kadın sığınma evlerinin sayısı giderek azalıyor, sizce neler yapılabilir bu konuda?
SHÇEK’in elinde 6 tane sığınma evi var. Tabii çok yetersiz. Sığınma evlerinin hem sayısını arttırmak, hemde  yapısını iyileştirmek  gerekiyor.

  Kadın kuruluşlarının çalışmalarını yeterli görüyor musunuz?
Ben çok yeterli görüyorum. 6-7 senedir, kadın bilinci, kadın hareketi inanılmaz boyutlara geldi. Gönül arzu ederki bu kadın olgusunun ve kadın bilincinin  toplumun yararı olduğu sivil toplum örgütlerinde de yeterli düzeyde olmasını çok arzu ederdik. Bu Medeni Yasa  tasarısı tarihinde ilk defa kadın örgütleri ve sivil toplum örgütlerinin bakanlıkla  birlikte çalışmayla çıktı. Hangi bakanlık, sivil toplum örgütlerinin sözünü dinlesin ve kanun tasarısına koysun, bana gösterebilir misiniz.

  Kadınların yapacakları çok iş var...
Kadın olgusu çok güzel. Sivil toplum örgütlerinin çalışmasından da son derece mutluyum, Gönül arzu ediyor ki toplumun aksayan diğer sivil toplum örgütleri  de bu tür çalışmalar yapsın. Gördüğüm kadarıyla yalnız bir eksik var; Türkiye’de yüzlerce ama yüzlerce  kadın sivil toplum örgütü var. Onların bir üst çatıda, bir konfederasyon, bir federasyon,  adı ne olursa olsun  asgari müştereklerde bir üst oluşumda örgütlenme konusu eksik. Bir sivil toplum örgütü öbürünün hareketine destek vermiyor, öbürü, diğerini kösteklemeye çalışıyor. Ankara’yı daha fazla harekete geçirebilmek için,  demokrasilerde olmazsa olmaz şartı sivil toplum örgütlerinin daha fazla etkili olabilmesi için , mutlaka bir üst çatı altında birleşmesi gerekiyor.  Bütün kadınları  bu konuda dayanışmaya davet ediyorum.

  Peki efendim, siz Meclis çatısı altında  kadın milletvekilleri olarak bu dayanışmayı yapabiliyor musunuz?
(Kahkahalarla gülüyor..)

  Kadın kadını engelliyor, kadın kadının davranışını hoş görmüyor. Toplumda bunu sürekli yaşıyoruz...
Onu da ben çok normal karşılıyorum. Şu açıdan, eğer kadın kendi ile barışık değilse, kendini aşmamış ise bunu beklemen lazım. Bu son derece doğal. Çok doğal birşey yüzyılların ezilmişliği var üstümüzde. O kadar yüzyıllarca ezilmişsin ki bu genlerine işlemiş. Karar mekanizmasına geldiğinde o gücünü tatmin edebileceğin yer hemcinsin, o erkek değil. Erkeği kolay kolay yiyemiyor. Onun için son derece psikolojik olgu. Ama kendinle barışıksan, kendini de aşmış bir insansan o sadece destek, sadece paylaşma,  yetiştirme ve birliktelik getiriyor sana, daha da yücelmeni sağlıyor. Sezen Aksu her zaman gösterdiğim bir modeldir mesala. Yetiştirme, kompleks duymama, devamlı paylaşma. Çünkü o zaman yüzlerce Sezen Aksu geliyor arkanızda.

  Peki bu kadınlar kendini nasıl aşacak, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak.
Herşeyden önce eğitim. Kendini aşma, sorumluluk verme, sorumluluk verdiğinde de hesap sorma; niye bunu yanlış yaptı diye

  İş hayatından gelmeniz size Parlomento çalışmalarınızda  bir avantaj sağlıyor mu?
İş hayatından gelen birisi olmak Parlomento’da  bana  kalırsa avantaj. Çok büyük avantaj.  Çünkü girişimcisiniz, çünkü hareket kabiliyetiniz var. Çünkü insiyatif kullanmaya yıllardır alışmışsınız. Ama parlamentodaki kadınlarımızın çoğu bürokratik hayattan geliyorlar. Geçiştirmeci politikalarla zaman kazanma daha önemli. Daha doğrusu hata yapmama önemli onlar için. Ama hata yapmayacağım diye iş yapmamayı ben kabul edemiyorum. İş hayatında hatalar yaptım ama hatayı telafi edecek çokta artılar da yaptım. Bana kalırsa iş hayatından gelmek avantaj, dezvantaj değil. Ben farklı mücadelelerden geldim. Meclis’teki prenses hanımefendilerden değilim. Küçücük bir dağ köyünün kadın ve erkek tek okumuş insanıyım. O çok uzun soluklu bir mücadeleydi. Önünüze çıkan her engeli yenmeye alışmıssınız. Bir adım daha bir adım daha. O adım size geldiğiniz noktada yetmiyor. Mesela ben emeklilik kavramını düşünemiyorum. Ayakta ölürüm herhalde.

  Kıyak emeklilik yasasını çıkardınız ama?
Kıyak emekliğe hayır oyu kullanan milletvekillerinden biri benim.

  Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Böyle içtenlikli bir söyleşide içimi dökebildiğim için  ben teşekür ederim.

 
 

1391 Sok.No 4/201. 35220- Alsancak/ İZMİR
TEL: 0232.463 63 00 Pbx. Fax. 0232.463 53 03

http://www.kazete.com.tr kazete@kazete.com.tr