| BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:3 SAYI:17 NİSAN-MAYIS 2000 ISSN-1302-4566 |
|
Merhaba. Anımsayacağınız gibi, geçen yazımızda medya ve kadın ilişkisine genel bir giriş yapmıştık. Medyanın çeşitli kanallarında ve bu kanallarda yer alan mesajların içeriklerinde kadının nasıl ve hangi konumlarda yer aldığı konusunu sonraki sayılara bırakmıştık. Bugün ise, kadının kendine ve medyaya bakışına değineceğiz.. Öyle ya, çuvaldızı önce kendimize batırmalıyız. Medya ve kadın ilişkisine ilk bakışta konu açısından çok önemli olan ve temel alınması gereken üç nokta vardır. Birincisi; her şeyden önce kadının ‘kadın’a nasıl baktığı, yıllardır bunun nasıl oluşturulduğu ve buna bağlı olarak da kadının bu bakış açısının medya tarafından nasıl kullanıldığı. İkincisi erkek egemen toplumun ‘kadın’a nasıl baktığı. Çoğu kez fazla dikkate alınmayan üçüncü bir nokta ise, bizzat medyada özne konumunda değil, çalışarak yer alan kadının konumudur. Bu yazımızda birinci olguya dikkat çekmek istiyoruz. Kadının medyada yer alış biçimleri konusuna temel oluşturması için öncelikle bu üç olgunun ele alınması gerektiğini düşünüyorum. İster medyada yer alsın, ister izleyici konumunda olsun, her iki alanda yer alan kadın için de kendisine ve kendi cinsine, yani ‘kadın’ a bakışını anlamak, başta medya kadın ilişkisi olmak üzere pek çok kadın sorununu doğru tanımlamakta bize yardımcı olması açısından önemlidir. İlk bakışta kadının kendisini seyirlik bir nesne olarak görmesinden kaynaklanan sorunlar olduğu dikkatimizi çeker. ‘Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan, özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir. Ne var ki bu, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına olmuştur. Kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Böylece kadın, içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri, kadın olarak onun kimliğini oluşturan, ama birbirinden ayrı iki öge olarak görmeye başlar. Kadın, olduğu ve yaptığı herşeyi gözlemek zorundadır. Erkeklere nasıl göründüğü, onun yaşamında başarı sayılan şey açısından son derece önemlidir. Kendi varlığını algılayışı, kendisi olarak bir başkası tarafından beğenilme duygusuyla tanımlanır’ (Berger, 1986;46). Böylece erkek egemen toplumdaki erkek egemen medyanın, çeşitli araçlarında ve programlarında ‘hedef kitle böyle istiyor’ gerekçesini de arkasına alarak bu olguyu pek çok açıdan kullandığını görüyoruz. Peki kendine böyle bakan kadın medyaya nasıl bakıyor? Ya da başka bir biçimde ifade etmek gerekirse, ‘izleyici’ olarak kadın medyada neyi seviyor, neler izlemek istiyor? Bu soruların yanıtı da değerlendirmeler açısından önem taşımaktadır. Bu alanda yapılan çalışmalar ne yazık ki bize çok güzel şeyler söylemiyor. Ancak bu araştırmalarda ulaşılan yanıtlar ve bulgulardaki uzun yılların toplumsal birikimlerinin etkisini yadırgamamak gerekiyor. Tek başına mazaret değilse de bu gerçeği de görmezden gelemeyiz. Televizyon ve radyo kadınlar tarafından serbest zaman ya da boş zaman etkinliklerinin araçları olarak değil, gündelik hayatlarının ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırılmaktadır. Bu durumun tek istisnası, çocuklar yattıktan sonra yaptıkları televizyon izlemeleridir, ancak kadınlar bu izleme anında bile tümüyle serbest değillerdir, kocaları istediklerinde onlara içecek ve yiyecek getirmek zorundadırlar. Etkinlikler ile ilgilerin eril ve dişil dünyasının ideolojisi ve toplumsal cinsiyete özgü ilgi alanlarındaki farklılaşma en açık şekilde kadınların televizyon programlarına verdikleri tepki ve yanıtlarda ifadesini bulur. Hem sınıfa, hem de cinsiyete özgü farklılıkların, kadınların seyretmeyi seçtikleri ya da reddettikleri programların yanısıra hangi programların tamamıyle eril ya da dişil olduğunu tanımlamaları ve seçmeleri bağlamında da can alıcı önemleri vardır . Kadınlar, gerçek yaşama ve onun sorunlarına dair programlardan ziyade, bazen kendi hayatlarına benzediği, bazen de o hayattan kaçmalarını sağladığı için düşsel programları izlemeyi tercih etmektedirler. Kadınların dünyasını oluşturduğu düşünülen programların seçiminde etkin bir tercih yapılırken ‘erkeklerin dünyasını’ temsil eden programlar tümden reddedilir. Yine de ‘gerçeğin’ ya da ‘erkeklerin dünyasının’ önemli olduğu kabul edilir ve eşlerin bu programları izleme ‘hakkına’ saygı gösterilir. Haberler başladığında kadınlar odadan ayrılıyorlar. Haberlerde ortaya konan dünya a) moral bozucu, b) Can sıkıcı, ancak c) önemli görülüyor. Kadınlar ya gerçek, ama hafif, ‘ gevşekçe’ olarak nitelenebilen programlar, ya da tamamen kendi yaşamlarının gerçekliğine alternatif olarak tanımladıkları ‘düşlemsel’ programları tercih etmektedirlir. Son olaraksa hafif eğlence biçiminde sınıflandırılabilecek programlar söz konusudur. Gelecek sayıda devam etmek üzere .... Özgürce kalın....Sevgiyle kalın... |
|||||
|