BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:3 SAYI:19 AĞUSTOS-EYLÜL 2000 ISSN-1302-4566  







 


Adnan Franko Sanat Galerisi Yönetmeni, kadının sanattaki yerini değerlendirdi

"Sanat sevgi ve emek ister"

Üç ödüllü 10 yıllık seramik sanatçısı Hümeyra Bezciler'e göre, "Sanat insanın duygusal, beyinsel işlevlerinin dışa vurumudur"

Adnan Franko Sanat Galerisi'nin iki yıldır sorumlu sanat yönetmenliğini yapan, 10 yıldan beri seramik sanatıyla uğraşan ve son birkaç yılda yarışmalarda biri uluslararası üç ödül kazanan Hümeyra Bezciler ile sanatı, daha da doğrusu kadın olmanın sanattaki yerini konuştuk.

Bir koltukta birkaç karpuz taşıyabilen Bezciler, sanatla uğraşacak kadının erkeklerden çok daha özverili olması gerektiğini söylüyor: Hele hele bu sanat dalı seramik ise. Yok çamurdur, yok ateştir. Ama O, tüm bunların üstesinden gelmiş. "Seramik nasıl bir duygu" diye sorduğumuzda tek kelime ile "müthiş" diyor; "Keşke atölye çalışmalarını bir yaşasanız..."

Seramik sanatıyla erkeklerin mi yoksa kadınların mı daha çok ilgilendiğini öğrenmek istiyoruz:
"Bir kere sanat kadına özgü, yaratmak kadına özgü. Ben buna inanıyorum. Tarihimizin derinliklerine indiğimizde kadın yaratıcı, üretken. Daha açık söyleyeyim bu üretimin önüne çıkan birçok neden var. Bir tanesi aile içindeki sorumluluk. Kadın yüklenilecek sorumluluklardan bir tanesini gözardı ederse doğabilecek faciaları aile içinde bilebiliyoruz. Sanat da özveri isteyen bir olay. Şimdi iki tane özveriyi nasıl aynı koltuğa sığdırabileceksiniz, mümkün değil. Dengeye oturtamaz mısınız? Bu çok güzel bir dengedir. İşte burada kadının haklılığı öne çıkıyor. O dengeleri kendine olan barışıklığıyla kuruyor. Kadının naifliği, kırılganlığı, güzelliği, sanatın ta kendisi. Bence zaten kadın sanatın ta kendisi. Kendini ifade edebilmeli. Ket vuruluyor.

Sanatta eğitimi zorunlu gören, her sanatçının teknik olarak hocalardan ustalardan ders almak, atölye deneyimlerinden yararlanmak gerektiğinin altını çizen Hümeyra Bezciler, her sanat dalı gibi seramiğin de sevgi ile ama doğayı dolayısıyla çamur ve ateşi ve de insanı çok çok sevmekle başladığını söylüyor. Kendinden geçercesine anlatıyor: "Çünkü olay parmak uçlarınızda. Beyninizden ve yüreğinizden akan birşeyleri parmak uçlarınız yönlendiriyor. O iç dinamizm şekilleniyor. O şekillenme için de bir birikim gerekiyor. Bu birimde dünya görüşünüz çok önemli. Sevgi, üretim, doğa; bunlar birleştiği zaman bir kimlik çıkarıyor ortaya, bu da sanatçı kimliği gibi oluşuyor. Sanatçı kimliği biraz onore edilince, beğeni kazanınca, belirli kişilerin okeyi olmakla beraber, bunlar ustalarımızdır. Sanatçı resmini duvara astığı zaman, eserini bir standa koyduğu zaman, bir çağrışım yapmalı.

"İkibuçuk yıl önce Karşıyaka'daki atölyesinde çocuklara hatta ve hatta ev kadınlarına seramik dersleri veren, iki yıl boyunca Tüzüm Hoca'dan aldığı eğitimi, atölye sıcaklığını, üretimin tam içinde olmayı bıkmadan usanmadan öğrencilerine aktaran Bezciler, "Bu işle 10 yıldır uğraşıyorsun peki para kazanıyor musun?" diye sorduğumuzda dertleniyor: "Hala 10 yıl öncesi gibi amatör ruhla çalışıyorum. Para kazanmak istemiyor muyum, istiyorum. Ama ille de para kazanacağım değil amaç. Eğer benim o dinamizmim dışa vurup beğeni kazanıyor ve ben ondan ekonomik bir değer elde ediyorsam, bu beni mutlu eder. Ama ben para kazanacağım diye seramiği (münasebetsiz) hiç işi olmayan yerlere taşıyorsam, o da beni kahreder. Piyasada görüyorum örneğin 950 derecede pişmesi gereken kili daha düşük ısıda pişirip sırını atıyorlar. Sonra bardak veya neyse seramiği elinize aldığınızda üçgün sonra elinizde kalıyor."

Her açılan resim, seramik v.b kurslarını insanları rehabilite etme açısından yararlı bulduğunu, ancak bunu "sanat adına yapıyorum" demek yerine "el becerilerimi geliştiriyorum" demenin daha doğru olacağını vurgulayan Türk Seramik Derneği'nin Altın Testi, tabak yarışması ödüllü sanatçısına göre sanata başlamanın yaşı yok. Kendisi 40'ında seramik sanatına başladığı için mi böyle söylüyor bilemiyoruz ama bildiğimiz; kendi ifadesiyle "Sanat insanın duygusal, beyinsel işlevlerinin disipliner biçimde dışa vurumu"

Sözü iki yıldır sorumlu sanat yönetmenliğini sürdürdüğü Adnan Franko'ya getiriyoruz. Nerden aklına gelmişti Alçıpanla uğraşan bir iş adamının böyle bir sanat galerisi açması; "Tamamiyle sanata destek olmak için açtılar. Biz istiyoruz ki İzmir'de sanat kurumlaşsın. Ama maalesef daha filiz bile tutmadı. Maalesef İzmirli yatırımcılar sanat konusunda dinamik değil. 150 kişilik oturma kapasiteli galerimizde sergilerimiz, söyleşilerimiz oluyor. Geçtiğimiz yıl DEİ Senfoni orkestrası ile üç konserimiz oldu. Keşke diğer işadamlarımız da karınca kararınca sanata destek olsalar" diyor.

Yine dönüp dolaşıp sözü kadınlara getiriyoruz. Kadının tüketim ekonomisinin pençesine düşmesinden yakınıyor: "Üzülerek söylüyorum tamamiyle tüketici toplumun bireyi oldu kadınlarımız. Hiçbirşey düşünmüyorlar. Tabii herkes için aynı şeyi söyleyemiyorum. Bu tüketici toplumu kadını ne yapar? Sanatı fantezi olarak alırsa hiçbirşey yapamaz. Diyalektik düşüneceğiz; doğa, insan ve bilim. Sanat da bilimin bir parçası. Kadınların her yaptığı işte mutlaka bir nitelik olmalı. İnsanın kendini geliştirmesi için birtakım kurslar var. O kurslara mutlaka gidilmeli. Bir şeyler öğrenilmeli. Yaşamın her boyutunda insan çok şey öğreniyor. Veya öğrendiklerini siliyor. Ama ben seramikle uğraşacağım dedikleri zaman, bu yapay seramikle değil, hangi atölye olursa olsun, seramikle ilgili atölyede yani çamur, ısı, su, emek, sevgi ve ifade yoksa o iş seramik sanatı olmaz." Peki son söz olarak "Kişisel sergini ne zaman açacaksın?" diye sorduğumuzda, kişisel sergi açmayı; "kişisel sergi biraz kişisel oluyor" diye reddediyor.

 

 
 

1391 Sok.No 4/201. 35220- Alsancak/ İZMİR
TEL: 0232.463 63 00 Pbx. Fax. 0232.463 53 03

http://www.kazete.com.tr kazete@kazete.com.tr