BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:3 SAYI:17 NİSAN-MAYIS 2000 ISSN-1302-4566  







 


 
  Avukat
Emel Nilgün Yıldırım
   


Kürtajın tarihsel gelişimi

Kadının birey olarak kendi başına karar verebilme hakkı vardır. Bir kişi kendi bedenine yapılacak bir müdahale için başkasının iznine muhtaç değildir. Kadın hakları açısından da, insan hakları açısından da bir kadının doğurup doğurmama hakkının olması gereklidir. Bir kişi nasıl zorla kendi bedeninin yıpranmasına istemediği bir canlının ömür boyu bakımına zorlanabilir. Bu gerçek nasıl yasalarla sınırlanabilir. Bu bebek nasıl bakılacak, nasıl beslenecek, eğitimi nasıl sağlanacak, insanca yaşamını sürdürebilecek mi ? Yoksa !... Sosyal bilimler alanında yapılan tarihsel çalışmalarda gebeliği durdurma üç aşama içinde ele alınabilir.

a) İslam Hukuku açısından gebeliği durdurma: Nüfus Planlaması Yasası'nın çıkarılarak uygulamaya konulduğu 1960'lı yıllarda, ülke nüfusunun %99'unun müslüman olduğu gözönüne alınarak Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan çocuk düşürmenin İslam anlayışı ile bağdaşıp bağdaşmadığına ilişkin bir rapor hazırlanması istenmiştir. Hazırlanan raporda çocuk düşürmenin İslam anlayışı ile bağdaştığı bildirilmiştir. Aynı yönde bir mütalaa da Ürdün'de büyük müftü tarafından yapılmıştır. Bir fetvada ise ceninin insan şeklini almadan önce ki bu takriben 120 gün civarıdır, vücuttan uzaklaştırılabileceği açıklanmıştır.

b) Osmanlı Ceza Hukuku'nda gebeliği durdurma: Osmanlı döneminin tarihsel akışı gözönüne alındığında; Ceza Kanunname-i Humayun'un yürürlüğe girmesinden (1858 yılından) önce çocuk düşürme fiilleri şeriat hükümlerine göre cezalandırılmaktaydı. Çocuk düşürten fail 500 dirhem -ki buna gurre denirdi- diyet ödemek zorundaydı. Ceza Kanunname- i Humayun'un yürürlüğe girmesinden sonra ise çocuk düşürme ve düşürtme suçları düzenlenmiş ve ağır cezalar getirilmiştir. Bu kanunun 192. maddesinde kadının kendi rızası ile kendinin ya da başkasının yardımı ile çocuğunu düşürmesi hali değerlendirilmiş, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmüş, hatta gerekli araç sağlayanlar bile ağır şekilde cezalandırılmıştır. 193. madde ise her kim gebe bir kadına rızası olsun olmasın çocuğunu düşürmesi için ilaç, araç sağlarsa 6 aydan iki yıla kadar cezalandırılmasını düzenler.

c) Cumhuriyet dönemi ceza hukukunda gebeliği durdurma: Bu konudaki açıklamaları iki bölüm halinde yapmak faydalıdır. İlk olarak TCK'nın yürürlük yılı olan 1926 yılından 1936 yılına dek olan kısım irdelenmelidir. Konu orjinal metinde 468- 472. maddeler arasında düzenlenmiştir. İlaç ve vasıtalar kullanarak çocuğunu düşüren veya düşürülmesine izin veren kadın 6 aydan 3 yıla dek cezalandırılır. 469. madde failin 1 yıldan 3 yıla dek cezalandırılmasını öngörmektedir.Bugün ülkemizde birçok kadın istemediği gebeliğine evinde çağdışı, ilkel yöntemlerle son vermeye çalışmakta, bu yüzden ya kendi ölümüne ya da sakat bir çocuğun doğumuna yol açmaktadır. Anadolu'da günümüzde hala istemediği çocuğu düşürmek amacı ile rahmine kibrit çöpü, tavuk teleği, şiş, tığ, süpürge çöpü, aspirin, kinin gibi araç gereç ve ilaçlar koyan kadınlar mevcuttur. Amaçları kanamayı sağlayarak çocuğun düşmesi ya da endiksiyon yolu ile ondan kurtulmayı sağlamaktır.

Bugün dünyada kürtajın serbestleşmesi için hızlı ve yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye'de de böyle çalışmaların ivedilikle yapılması gereklidir.

Kocası tarafından şiddete uğrayan, maddi manevi birçok problemi olan kadının istemediği halde kürtajı sadece kocası onaylamadığı için doğmak zorunda kalan çocuk, toplumsal bir sorun oluşturmaktadır. Ailesi tarafından yeterli ilgi, sevgi ve yardımı alamayan çocuklar bugün sokaklarda ya da suçun kurbanı, suçun faili olarak cinsel, fiziksel ve duygusal istismara uğrayabilmektedir.

Kadınlar arasında yapılan anket çalışmaları, kadınların %50'sinin arzuları dışında hamile kaldıkları sonucunu;
Tek çocuk sahibi olan kadınların %80'i gebeliklerini istediklerini,
İkiden fazla çocuk sahibi olanların ise %80'inin yeni gebeliklerini istemediklerini somut olarak ortaya koymuştur.

Yılda yaklaşık 500 bin kanuna aykırı çocuk düşürme fiilinin işlendiği bir toplumda yaşıyoruz. Bunlardan ceza koğuşturmasına uğrayan yok denecek kadar azdır. Bu müdahaleler bunların fiyatını arttırmıştır. Bunun sonucunda her gizli ve yasak şey gibi pahalı olan bu olanaktan sadece varlıklı kişilerin yararlanabilmektedir. Zaten toplumsal varlığını güçlükle sürdüren kişiler istemedikleri halde topluma yeni bireyler katmak zorunda kalmaktadırlar. 10 haftadan az olan gebeliklerini devletin sağlık kurumlarında sonlandırmaya çalışan kadınlar bile ya yoğun talep nedeniyle süresinde kürtaj olamama ya da eşlerinin onayı olmadığı için bebeği doğurmak durumunda kalabilmektedirler.

Aile ortamında şiddete uğrayan kadın ve çocuklar yapılan yeni düzenlemeler ile korunmaya alınmıştır. Fakat temel olarak olayların doğuşu önlenememektedir. Yanlış ekilen tohumlar hatalı fideler vermektedir ve bunlardan da hastalıklı fidanlar doğmaktadır.

ÖNERİMİZ; kürtajın sadece kadının istemi ile yapılabilmesi, kocasının onayı aranmamasıdır. Kocanın onayı olmadan yapılan kürtaj sadece bir boşanma sebebi olabilir ki bu da hakimin takdirine bırakılmalıdır. Toplumun en küçük birimi olmaları nedeniyle öncelikle aileler devlet tarafİndan korunmalı, oluşumu için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Devlet bu konuda anayasanın kendisine verdiği hak ve yükümlülüklere dayanarak gerekli düzenlemeleri ivedilikle yapmalıdır. Süre yönünden ise 10 haftalık sınırlama kaldırılmalıdır. 10 haftada canlı olmadığı varsayılan cenin 11 haftada mı canlı oluyor? Ya anlamlı bir sınıra kadar izin verilmeli ya da hiç verilmemelidir. Devletin sorumluluğu bireylerin kararlarına saygı göstermek, insanın kendi hayatını sürdürmede de en az müşkül olan durumu seçeceklerini varsayarak yardım etmektir. Eğer bu seçim gebeliğin bitirilmesi yönünde ise bunu mümkün olan en erken zamanda emniyetle, şefkatle ve kurban edilen yaşamın farkında olarak yapılmasını sağlamaktır.

 
 

1391 Sok.No 4/201. 35220- Alsancak/ İZMİR
TEL: 0232.463 63 00 Pbx. Fax. 0232.463 53 03

http://www.kazete.com.tr kazete@kazete.com.tr