| BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:3 SAYI:17 NİSAN-MAYIS 2000 ISSN-1302-4566 |
|
Türkiye'nin hayli yüklü bir gündemi varken, Dokuz Eylül Üniversitesi'nde yapılan rektörlük seçimini hemen tüm köşe yazarlarına malzeme olacak şekilde, hem yazılı, hem de görsel basının flaş haberi haline getiren olgu, kuşkusuz YÖK'ün sembolik olarak belirlenen tek oy almış adayları ısrarlı bir şekilde listede tutarak Cumhurbaşkanı'na tek adayı işaret etmek yönlü iradesi olmuştur. Bu iradenin hukuki dayanağı vardır ancak demokratik teamüllere terstir. Esasen Türkiye'de hiçbir kurumda katılımcı kültürün oluşmadığı ve katılımcı demokrasinin işletilmesinin hiç de kolay olmadığının bir göstergesidir aynı zamanda. Dokuz Eylül seçimleri, artık dikenli bir hale getirilen ve kim oturursa otursun işinin hiç de kolay olmayacağı rektörlük koltuğu bir yana bırakılarak irdelenir ve bu seçimden hem tüm üniversiteler, hem de YÖK ve de göstermelik demokrasi anlayışımız adına dersler ve çözümler çıkarabilirsek üniversitemizin aldığı yara bir ölçüde hafifletilebilir. Türkiye'de dengeler sürekli değişirken; 28 Şubat süreci, bu süreci davet eden kesimlerce bitirilmeye çalışılırken bu süreç öncesinden de ileri adımlar atılmak isteniyor. Dokuz Eylül Üniversitesi'nin laik, cumhuriyetçi kimliğinin Rektör İdiman'ın şahsında daha belirgin bir nitelik kazanmış olması nedeniyle pek çok kesimin başarıları hayli ortada olan üniversiteyi ve üniversitenin rektörünü hedef alması bu süreç dikkate alının ca pek şaşırtıcı değil. Ancak yalnız başarı çıtasını son dört yılda hayli yükselten Dokuz Eylül Üniversitesi adına değil, tüm Türkiye adına endişe verici. Dokuz Eylül Üniversitesi seçimleri Türkiye'de 28 Şubat'ın bitimi, 312'nin kaldırılması sürecinin ayrım noktasında önemli bir işarettir. Türkiye, pekçok aydınını yargılarken 312'nin değişmesi konusuna bu kadar aşılınmadı. Din bezirganlığı yapanların demokrasi havariliğine soyunması hiç de inandırıcı değil. Bu maddelerin konularak Türkiye'de sınırlı bir demokrasi anlayışının benimsenmesine ve demokrasinin çıtasının yükseltilmesinin geciktirilişine neden olanlar şimdi kendilerinin neden oldukları bir sürecin sıkıntısını yaşıyor ve yaşatıyorlar. Demokratik rejimin kendi mantığı içerisinde işletilmesi önündeki en önemli engeldiler ve engel olmayı da sürdürecekler. Yazık ki rejim onu araç olarak kullanmak isteyenler nedeniyle hala korunmayı gerektiriyor. Yasalar tek kişiye göre değiştirilmezler; yasalar onlara gerek kalmadığı zaman değiştirilirler. Gerek mi kalmadı, yoksa kadayıfın altı kızarmaya mı başladı? Türkiye'de herşey Avrupa Birliği idealine endekslenince, her konuda tavizkar davranışlar sergilenmeye başlandı. Bir yanda AB ideali varsa, bir yanda da Türkiye realitesi var. Real politik herşeyden önde gelmeli. Nitekim bu faktör unutulunca, yaratılan liberal hava ve dostluk havası bazı tavizkar adımları attırtabiliyor. Önemli olan fazla taviz vermeden bu havayı korumak ve realiteye dönüştürmek. KKTC'de pekçok ülkeden gelen konuklarla renklenen 20 Temmuz törenlerini Kofi Annan'ın ricası ve Türkiye'nin bu ricaya uygun tavrı gölgelemiştir. Kutlamaların şu anki süreçle karıştırılmasının yanlışlığı bir şekilde anlatılabilirdi. Herşey güzeldi ve tamamdı, yalnız 20 Temmuz'la ilahlaştırdığımız Sayın Ecevit'i gözler aradı....
|
|||||
|