|
Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) Milletvekili Leyla Onur, KAzete'ye
Avrupalı gözüyle Türkiye ve Türk kadınını değerlendirdi
Cennetin
yarısını değil, dünyanın yarısını istiyoruz
 Alman
Federal Meclisi üyesi Onur, tüm dünyada kadınların, ülke parlamentolarında
belirli bir güce erişmediği sürece haklarını elde etmede başarılı olamayacağını
söyledi
Ayni
zamanda Türk vatandaşı olan Leyla Onur, "Biz kadınlar tek tek değil,
birlik olursak güçlüyüz. Birbirimizi kıskanmayı bırakırsak çok şeyler
başarabiliriz" dedi
Kota
sisteminin kadınlar için onur kırıcı olmadığını savunan Onur, ülkesinde
kadınların kota sayesinde haklarını geliştirme açısından çok şey kazandığını
savundu
Leyla
Onur, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini sadece AB için değil kendi geleceği
ve insanlarının mutluluğu ve huzuru için hayata geçirmesi gerektiğini
belirtti
|
1945'te Kuzey Almanya'nın Braunschweig kentinde doğdu. Babası
Türk , annesi Alman. Almanya'da lise öğrenimini tamamladıktan
sonra ınşaat mühendisi Çevik Onur ile evlenip Tükiye'ye geldi.
Türkiye'de kaldığı üç yıllık sürede Yüksek öğrenimini Hacettepe
Üniversitesi'nde tamamladı. Almanya'ya dönüşünde 18 yıl lise ve
bir meslek okulunda Alman dili edebiyatı ve politika konusunda
öğretmenlik yaptı. 1973 yılından itibaren Alman Sosyal Demokrat
Partisi'nde (SPD) aktif olarak siyasetin içinde yer aldı. 1976-1989
yılları arasında Braunschweig yerel parlamentosunda belediye meclis
üyeliği ve belediye başkan yardımcılığı görevlerinde,1989-1994
döneminde Avrupa Parlamentosu üyeliğinde bulundu. Ancak SPD Genel
Başkanının ısrarı üzerine 1994'de genel seçimlere girerek 12 yıl
aradan sonra bölgesinde partisine ilk kez seçim kazandırdı. Ayni
seçim bölgesinden 1998'de açık ara farkla tekrar milletvekili
seçildi ve halen Alman Federal Parlamentosu'nda SPD milletvekilliğini
sürdürüyor. 2002 yılında yapılacak seçimlerde de SPD'nin en güçlü
adayları arasında yer alıyor. İki kız çocuğu ve üç torun sahibi.
|
| Röportaj:
BERRİN G. DELİKÇİ |
Aşağı Saksonya bölgesinin etkili politikacılarından Türk ve Alman yurttaşı
olan Leyla Onur'un, 28 yaşında siyasete atıldığında adının Leyla, soyadının
Onur olması ençok üyesi olduğu SPD'de merak uyandırmış. Oda her önüne
gelene bıkmadan usanmadan çift uyruklu olduğunu anlatmaya çalışmış.
Özellikle işçi hakları ve dış politika konularında yoğunlaşan Onur'la,
tatilini geçirdiği İzmir'e 50 kilometre uzaklıktaki şirin sahil kasabası
Güzelköydeki yazlığında konuştuk. Türkçeyi konuşmakta zorlanması nedeniyle
zaman zaman eşi Çevik Bey'in tercümanlığından da yararlandık. Onur,
kadın haklarından, cinsiyet kotasına kadar tüm sorularımızı açık yüreklilikle
yanıtladı. Uyum yasalarının çıkarılmasının, ifade özgürlüğü önündeki
engellerin kaldırılmasının, insan hak ve özgürlüklerinin genişletilmesinin,
ölüm cezasının kaldırılmasının Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğinden
öte Türkiye'nin demokratikleşmesi için büyük önem taşıdığının altını
çizen Almanya'nın ve SPD'nin deneyimli politikacısı ile söyleşimiz şöyle:
Bir
kadın olarak Almanya'nın başarılı, aktif ve son derece deneyimli kadın
politikacılarındansınız. Politikaya atıldığınız 1973 yılının hemen ardından
üç yılda belediye meclis üyesi seçilmişsiniz. Kadın olmanız nedeniyle
seçilmeniz kolay mı oldu?
Yok
kolay olmadı. O zaman gençtim. Çok çalıştım. Partinin gençlik kolu içinde
bir grup kurdum: Kentimdeki yabancılar için neler yapabiliriz diye.
Çünkü benim asıl partiye girmemdeki amacım şuydu; yerel parlamentoda
uzun süre çalışan Hıristiyan Demokrat Parti'den bir hanım arkadaş ile
birlikte Türk kadınlarına müşavirlik hizmeti vermek, onlara yardım etmek
sorunlarına çözüm aramaktı. Onun için partiye girdim. Kadınlardan gelen
istekleri ısrarla takip ettim. Bu bana partide kısa zamanda tanınmamı
sağladı. Doğup büyüdüğüm bin yıllık tarihi olan 250 bin nüfuslu kültür
kenti Braunschweig'de 13 yıl boyunca belediye meclis üyeliği ve belediye
başkan yardımcısı olarak hizmet verdim. Parti Genel Merkezi'nin isteği
üzerine Avrupa Parlamentosu üyeliğine aday oldum ve seçildim. Ancak
seçim bölgemde 12 yıldır Hristiyan Demokratlar'a karşı SPD olarak tek
bir milletvekili çıkaramamamız Genel başkanımızı rahatsız ediyordu.
Federal Alman Meclisi'ne aday olmam konusundaki ısrarlar üzerine 1994'de
girdiğim seçimleri az farkla kazanarak Hristiyan demokratları sarstık,
ama 1998 seçimlerinde rakibimiz olan bu partiyi adeta ezdik geçtik.
Türkiye
sizin farkınızda mı?
Ben Alman milletvekiliyim ama Türk vatandaşı da olmam nedeniyle Türkiye
ile ilgili herşeyle yakından ilgiliyim ve katkılarım oluyor. Sanıyorum
Türkiye'de bunun farkındadır.
 Almanya'da
kadınların politikaya ilgisi nasıl? Aktif siyasette yer almaları kolay
oluyor mu? Alman kadınlar politikada bir yere gelebilmek için erkeklerin
baskısıyla, engellemeleriyle karşılaşıyorlar mı?
Daha
önce diğer partilerdeki gibi bizim partimizde de erkekler sayısal olarak
çok daha fazlaydı. Erkekler için eski zaman ne kadar güzel zamandı parlamentoda
ve yerel yönetimlerde hiç kadın yok denecek kadar azdı. Örneğin 1972
yılında Federal Parlamento'da partili kadınlarımızın oranı yüzde 6 iken
bugün yüzde 35'e çıktı. Ama Yeşiller Partisindeki kadınların oranı yüzde
50'den fazla. Bizim parti 134 yıllık parti. 1918'de seçilme hakkı verilmesinden
sonra kadınlar yavaş yavaş seçim pozisyonuna girdiler. Politikaya atıldığımda
1973'de Gençlik Kolun'da tek kadın ben idim. Erkek politikacılar için
bir tane kadın güzel, iki tane de belki güzel ama fazla olmaz. Partide
bir tane kadın olsun genç olsun, ağzını açmasın, en iyisi kahve pişirsin,
anlayışı değişti. değiştirdik daha doğrusu.
Siz
önce yerel parlamentoya daha sonra Federal Meclis'e seçilirken zorluklarla
karlaştınız mı?
O zaman siyasette hep şanstı. O dönemde bizim yerel parlamentoda jenerasyon
değişimi oldu, yaşlılar çıktılar, gençler göreve geldiler..
O
zaman partinizde kadın kolu var mıydı?
Partiye katıldığım zaman kadın kolu vardı, şimdide var ama ben girmedim.
Ben hiç kadın kollarında çalışmadım. Gençlik kollarındaydım.
Partinizde
ki kadın kolları ne işlev görüyor?
Toplantılar yapıyorlar, çeşitli etkinlikler düzenliyorlar. Ama bizde
kadın kollarının görevi; partideki kadın sayısını ve kadının gücünü
arttırmak, parti içinde kadın politikalarını öne geçirmek, ilerletmek.
İş, eğitim, sağlık, erkek-kadın arasında kim çalışıyor, kim çocuklara
bakıyor gibi sorunları tespit etmek, çözüm önerileri geliştirmek şeklinde
özetlenebilir.
Anlayabildiğim
kadarıyla partinizde kadın kollarının fonksiyonu büyük.
Tabii. Zaten onlar olmasaydılar, katiyen partimiz bu pozisyona gelemezdi.
Ben kadın kollarında hiç çalışmasam da kadın olarak onları sürekli destekliyorum.
Seçimlerde
kadın kollarının desteğini gördünüz mü?
Açıkça söylemem gerekirse destek görmedim. Çünkü kıskançlık var. Kadın
kollarından gelmediğim için, kadın olarak seçilmem, bazı kadınları kıskındırdı.
Hatta seçimlerde engellemek isteyenler bile oldu ama başaramadılar.
Almanya'da
da siyasi partiler politikada kadının önünü açmak için ne gibi özendirici
önlemler alıyorlar? Kota sistemi işliyor mu, kadınlar partinizde belirli
güce nasıl erişti?
Biz kota için senelerdir çok konuştuk, uğraştık, ettik, olmadı. Hatta
ben partiye girdiğim 1973'den 1980 yılına kadar kotayı hiç istemedim.
Kota sistemini kadınlar için geçerli yol olarak görmüyordum. Kadının
partide kendi gücüyle yukarı çıkması gerektiğini savunuyordum. Fakat
zaman geçince kadının kendi gücüyle bunun olamayacağını gördüm. Erkeklerin
politikada kadını kabul etmediğini anladım. O zaman erkeklere baskı
yapmak gerektiğine inandım. 1986 yılında parti kurultayında cinsiyet
kotası benimsendi ve iki yıl sonra da kota parti tüzüğünde yer aldı.
Cinsiyet kotasının 1988'den itibaren yüzde 25'le başlayarak 2013 yılına
kadar yüzde 40 oranında uygulanması tüzükte hükme bağlandı. 2013'de
ise kadın-erkek arasında tam eşitlik sağlanmış olacağından Parti Genel
Kurulu'nda yeni bir durum değerlendirilmesi yapılacak. Bu şu anlama
geliyor; partide seçilecek tüm organlar için adayların yüzde 40'ının
erkek, yüzde 40'ının kadın olması gerekiyor. Ama bu birden olmaz. Yavaş
yavaş olacak. Bu oran en küçük mahalle biriminden, en yüksek birime
kadar (Federal Parlamento) koşulsuz uygulanacak. 1990'da yüzde 25 ile
başladık, daha sonra yüzde 30'a çıktık, 1994'den itibaren parti içi
organlar için yüzde 40, eyalet parlamentosu için 1994'de yüzde 30, 1998'de
yüzde 35'lik kota uygulandı. Adaylar listelerde bir kadın- bir erkek
veya bir erkek-bir kadın olarak sıralanıyor. Yani fermuar sistemi uygulanıyor.
Örneğin benim seçildiğim ilde 3 bin 500 üyemiz var. Bu üyeler arasında
yerel parlamento için adayları tespit ediyoruz. 8 tane listemiz var
ve onu fermuar gibi yapıyoruz. Federal seçimler için ise orantı tutuluyor.
Seçim bölgesine göre, listelerde adayların ikisi erkek biri kadın, ya
da ikisi kadın biri erkek olabiliyor yine böylece yüzde 40 tutturuluyor.
Parti delegelikleri ve yönetim organlarında da kadınların sayısı hızla
yükseliyor. Kota sistemine geçilince bakınız nasıl değişiklik oldu.
1970'de 35 kişilik ayelet yönetiminde 5 kadın varken, 1997'de 45 kişilik
parti yönetiminde kadınların sayısı 23 oldu. Yönetimdeki kadın oranı
yüzde 51'i buldu. Parti üst yönetimine yani prasidumuna 1970'de 11 yöneticiden
sadece bir kadın seçilebilirken kota sayesinde, 1997'de 13 yöneticiden
5 kadın seçildi. Üst yönetimde kadın oranı yüzde 38.5'e çıktı. Halen
Federal Parlamentoda, 297 sosyal demokrat milletvekilinden 105'i kadın
(yüzde 35.2), Hristiyan Demokrat ve Yeşiller'le koalisyon oluşturduğumuz
Berlin eyalet parlamentosunda partimizin 5 bakanından üçü, Bremen'de
4 bakandan ikisi, Hamburg'da 8 bakandan dördü, Mecklenburg-Vorpommern'e
4 bakandan ikisi, Nordrhein- Westfalen'de 6 bakandan üçü kadın. Partimizde
seçimle gelinen tüm organlarda 2013 yılına kadar kadın ve erkek kotası
yüzde 40 uygulanabilirse kotaya gerek kalmayacak. Çünkü partide kadın
ve erkekler eşitlenmiş olacak. Fakat şu anda partide üyelerin oranı
yüzde 70 erkek, yüzde 30 kadın olduğu için kotayı gerekli görüyoruz.
Federal Hükümette 5 kadın bakan var ki bu yetersiz. Eyaletlerde durum
kadın açısından daha iyi.
|
"Türkiye
ile yakından ilgiliyim ve Türkiye'de bunun farkında"
|
Peki
sağ partiler de kadınların durum nasıl?
Sağ partilerde kota yok. Bu partilerde de kadın var ama sayıları çok
az. Bu partilerde kadınların sayıları yavaş ta olsa artıyor, ama kota
istemiyorlar.
Türkiye'deki
sağ partiler kotayı kadınlar için onur kırıcı görüyor..
Kota kadınlar için asla onur kırıcı değil ve demokratik işleyişle de
ters düşmüyor. Sağ partileri bilemem ama, biz sosyal demokrat parti
olarak kotadan çok şey kazandık.
Kadınlararasında
dayanışma var mı? Eskiye göre kıskançlıklar atıldı mı?
Dayanışma var. Kota kararı alınmadan önce kadının durumu bir hayli zor
idi. Kadın kolu, kendi adaylarını seçtirmek için çaba gösterirken, kadın
kolunda çalışmayan kadınlara ise ters bakıyordu. Fakat şimdi kadınlar
partide belirli noktalara gelince kadın kolunun o katı tavrı da yumuşadı.
Halen Braunschweig'de ki kadın kolu başkanı benim yardımcım olarak çalışıyor.
Şimdi parti olarak kadınlar için yapacak bir şey varsa zaten yapıyoruz.
1988 öncesi gibi terslikler yaşanmıyor. Kıskançlık kadın olsun- erkek
olsun insanın yapısında var.
Ama
kadınlarda bu daha fazla galiba.
Bazı kadınlar eğitim bakımından, sosyal konumu bakımından çok kuvvetliler.
Onlara kota lazım değil. Ben örneğin hiç kota ile seçilmedim. Fakat
bazı kadınlar, kadın kolunun desteğiyle partide bir yerlere gelmek istiyor.
İster istemez burda kıskançlık gibi duygularda öne çıkıyor. Fakat partimizde
böylesi durumlar azaldı. Aslında biz kadınlar tek tek değil, hep beraber
kuvvetliyiz. Artık partide kadınlar arasında neden o oldu da bu olmadı
tartışmaları yok. Aday belirlerken nitelikli, kaliteli kadını bulmak
önemli.
Kotayı
uygulayalı beri, kadın adayları belirlerken hiç istenmeyen aday oldu
mu?
Elbette oldu ama, erkek adaylar için şu iyi bu iyi diye bakılmıyor da,
sadece kadınlar için böyle bir değerlendirme yanlışına düşülüyor. Hiç
mi erkek adaylar arasında niteliksizi yok. Var ama, bunlar için birşey
söylenmiyorda 'Bak şu kadını aday yaptınız ama, o kadar iyi değil' denebiliyor.
Kadın aday bulmak kolay değil. Biz partiye 30-35 yaşında genç hanımları
alıyoruz.
O yaşlarda kadın öğrenimini yeni tamamlamış, evlenmiş daha yeni çocuğu
dünyaya gelmiş oluyor. Bu arada ayni zamanda partide çalışmak çok zor
birşey. Onun için iyi kadın aday bulmak zor.
Kadınlar
aday listelerine konurken, seçimle mi sıralanıyorlar, yoksa partinin
örgütleri mi sıralıyor?
Delege seçimine giriyorlar. Örneğin bizim orda yerel parlamento için
8 tane seçim bölgesi var. Buna göre 8 tane liste yapmak gerekiyor. Ayni
zamanda 30 tane SPD gruplarımız var. Bu 30 gruptan liste için isim istiyoruz.
Fermuar sistemine göre bu isimleri yerleştiriyoruz. Fakat geçen seçimde,
bir grup "kadınımız yok" diyerek sadece erkek isimleri verdi.
"Hiç önemli değil, başka gruptan kadın bulup ben listeye koyarım",
deyince, uyandılar. Ondan sonra kadın buldular. Maalesef erkekler, kadının
önünü kesmek için herşeyi deniyorlar.
|
"Türkiye'nin
AB ile ilişkileri konusunda köprü vazifesi görüyorum"
|
İngiltere'de
fermuar sistemini uyguluyor, gerçekten fermuar sistemi kota da daha
mı etkili?
Fermuar sistemi bir bakıma iyi bir bakıma kötü. Bu sistem erkeklere
baskı yapma açısından iyi. Ama bazen bütün iyi kadınları aynı grupta
toplaması açısından ise kötü. Fermuar sistemine göre üç tane kadını
alt alta koymak yasak. Bir yerde üç tane mükemmel kadın var. Erkekler
ise zayıf. Sisteme göre listeye birinci kadından sonra bu zayıf erkeklerden
birini koymak lazım. Onun için fermuar sistemi hem iyi hem kötü. Dediğim
gibi sekiz listemiz var dördünün başına kadın, diğer dördünün başına
da erkek koymamız lazım.
Türkiye'deki
kadının siyasetteki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Parlamentonuza baktığınız zaman kadın milletvekillerinin sayısı çok
az. Yetmez. Çünkü Atatürk zamanında kadınlara seçme ve seçilme hakkı
verildiğinde Meclis'teki kadın sayısı fazlaydı. Daha sonra azaldı. Türkiye'de
eğitilmiş kadınların sayısı yüksek. Üniversitelerinizde çok akademisyen
kadınlar var.
|
"Türkiye'de
çok kaliteli kadınlar var, fakat siyasette yoklar. Bu Türkiye'ye
yakışmaz."
|
Siyasette
kadın sayısını arttırmak için bir öneriniz var mı?
Benim öğrendiğim şu, ancak kota sistemi ile bu yapıyı değiştirebiliriz,
başka yol yok.
Başka
yol yok diyorsunuz ama, bizde kotayı bazı kadınlar istemiyor..
Kotayı 1976 veya 1977 yılında bende istemedim. Ben de böyle yanlışlara
düştüm. Zannediyordum ki kadınların korunmaya ne ihtiyacı var, Kendi
gücüyle gelsinler, diyordum. Fakat yıllar geçtikten sonra partide çok
kaliteli kadınlar gördüm, fakat seçilme şansları yoktu. Aday oldukları
zaman da erkeklerin baskısıyla karşılaştılar. Hatta bir kaliteli kadın
aday çıktığı için erkekler el ele kol kola verip bu kadına cephe aldılar.
Ben de o zaman artık bu şekilde devam etmez diyerek kotanın şart olduğuna
inandım..
Türk
kadın hareketine nasıl bakıyorsunuz?
Ülkeniz kadınlarının durumuyla fırsat bulup pek ilgilenemiyorum ama
anlayabildiğim kadarıyla kadınlarınızın erkeklerle eşit olmak için hala
çok problemleri var. Fakat bu sadece Türkiye'deki kadınların sorunu
değil. Birçok ülkedeki kadının sorunu ayni. Mesela Almanya'da çalışmak
isteyen kadının kreş sorunu var. Birçok işletmede çocuk bakımevi yok.
Bu yüzden kadınların büyük bölümü çocuklarına kendileri bakmak zorunda
oldukları için istihdamda yer alamıyor. Var olan kreşler ise hem pahalı
hem de öğleye kadar hizmet veriyor. İlköğretim okullarında da eğitim
sabah 08'den öğleye kadar olunca annenin çalışması zorlaşıyor.
Türkiye
Parlamentosu'nda kadın ve aileden sorumlu bakanlık bir erkek tarafından
temsil ediliyor. Kadın sorunlarıyla ilgili uluslararası toplantılarda
da erkek bakan ve delegasyonla temsil ediliyoruz. Kadın bakanlığının
erkek olmasını doğru buluyor musunuz ?
Bizde herşeyin eşit olduğunu kontrol edecek bir sistem var. Parti içinde
tabandan başlayıp yukarıya kadar eşitliği denetleyecek bir komisyon
kuruyoruz. Bu komisyonun başkanını katiyen bir kadın yapmayacağız, onu
zorlamak için. İstesek Eşitlik İzleme Komisyonu Başkanlığına kadın seçebiliriz.
İstiyoruz ki kadın hakları için sadece kadınlar değil, erkekler de konuşsun,
onlar için birşeyler yapsınlar. Erkek başkan olduğu zaman mecbur kalıyor.
Bir kadın toplantısında erkek başkan, kadınlarını izah etmek zorunda
kalıyor ve bu sorunların çözümünün takipçisi olacağı sözü veriyor. Eğer
sözünü tutmazsa kadınların baskısından kurtulamaz.
Peki
erkek başkan, inandığı için mi kadın sorunlarına sahip çıkıyor?
İnanması gerekir. Eğer inanmaz, görevini eksiksiz yapmaz ise başkanlıktan
alınacağını bilir. Vay benim vaktim yok gibi gerekçelere sığınmasına
fırsat vermeyiz. Kadınlar olarak o gücü kendisine hissettiriyoruz.
Hükümetinizde
kadın, aile ve çocuktan sorumlu bakan kadın mı, erkek mi?
Kadın tabii. Bizim bu bakanımız kadın sorunlarına oldukça duyarlı. Çok
iyi çalışıyor. İşi hiç kolay değil. Şimdi yeni bir yasa için bastırıyor.
Bu yasa tasarısı; Devletin açacağı bir ihaleye katılacak firmadan kadın
ve erkek çalışanların sayısının eşit olmasını öngörüyor. Bu şu demek,
kadın ve erkek işçi sayısı eşit olmayan firma, devletin açtığı ihalelere
giremeyecek demek. Bu kanunun çıkması, Anayasa değişikliğini de gerektirdiği
için çıkması çok zor ama uğraşıyoruz. Biz bunu Federal Parlamento'dan
geçirirsek Avrupa Birliği'ne de örnek olacak. Tabii Avrupa Parlamentosu'ndan
bu yasayı çıkarmakta zor. Çünkü 15 ülkenin hükümetinin ortak karar alması
lazım. Şimdi biz Federal Parlamento'da bakanımızla beraber uğraşıyoruz,
Yeşiller Partisi'nin kadın üyeleri de tasarıyı destekliyor ama erkekleri
soğuk bakıyor.
Kadın
politikacı olarak hangi konularda yoğunlaşıyorsunuz, ençok hangisi ilginizi
çekiyor?
Benim ilgilendiğim çok değişik konular var. eskiden herşeyi yaptık fakat
şimdi, 10 yıldan beri ençok ilgilendiğim alan sosyal politika. Almanya'da
işsizlik, istihdam, çalışanların durumu, sosyal güvenliği gibi konular.Bu
konularda var olan kanunları modernleştirmemiz lazım. İkinci ilgi alanım
yabancı işçiler, üçüncüsü ise Türkiye: Türkiye'nin Almanya ile ilişkileri
ve AB ile ilişkileri arasında adeta köprü vazifesi görüyorum.
Almanya'da
yaşıyan Türklerin durumlarının iyileştirilmesi için çalışmalar ne aşamada?
Biz iktidara geldikten sonra Alman Vatandaşlık Yasası'nda tam istenilen
değişikliği yapamasak da bazı ileri adımlar attık. Örneğin Almanya'da
Tük anne ve babadan doğan çocuk otomatikman Alman vatandaşı olabiliyor
artık. Yani 31. Aralık.1999'dan önce 10 yaşını doldurmamış Türk çocuğu
Alman vatandaşı olabilir. Koalisyon hükümeti olması nedeniyle bu yasada
istediğimiz değişiklikleri tam yapamamış olsak da Türk yurttaşlar için
önemli adımlar attık.
Türkiye'nin
önemli sıkıntılarından bir tanesi Almanya'daki radikal islamcı akımlar.
Radikal islamcıların Türkiye'deki laik cumhuriyeti yıkmaya yönelik faaliyetlerde
bulunması karşısında Alman Hükümeti'nin herhangi bir yaptırımı olabiliyor
mu?
Eğer onlar Alman Anayasası'na aykırı birşeyler yaparlarsa o zaman gereği
yapılır. Mesela Metin Kaplan; Alman Anayasası'na aykırı birşey yaptı
hemen hakkında işlem yapıldı. Ama öbür gruplar; Süleymancılar, Milli
Görüşçüler burda ağırlıklı fakat yasalara aykırı birşey yapmıyorlar.
|
"İnsan
haklarını geliştiren, düşünce özgürlüğünü sağlayın, işkence ve
idamı kaldırın"
|
Almanya'dan,
Türkiye'nin demokratikleşme çabaları nasıl görünüyor. Uyum yasalarını
çıkarmak Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği için yeterli olur mu?
Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi lazım. Bu kriterleri
yerine getirse diğer aday ülkeler gibi Türkiye'de AB üyeliğine kabul
edilir. Ama Türkiye'nin bir iki yıl içinde demokrasisini düzeltmesi
çok zor. Bu kiriterleri bir iki yılda çıkarması zor görünse de mutlaka
3-5 yıl içinde mi olur, ne kadar çabuk yaparsa o kadar erken AB'ye girebilir.
Bu şartlar Polonya için, Macaristan için Bulgaristan için de geçerli.
AB'ye girmeden önce her ülke Kopenhag kriterlerini halletmesi lazım.
Halletmeyen ülkeye AB kapıları kapalı.
Türkiye'nin
AB üyeliğine kabulünde İslam ülkesi olmasının rahatsızlığı var mı?
Bizde böyle birşey yok. Sosyal Demokratlar için, Yeşiller için böyle
birşey yok. Hristiyan Demokratlar karşı ama, o yenilecek birşey. Bunlar
içinde fanatikler Türkiye'yi islam ülkesi olduğu için AB'de görmek istemiyor
ama akıllı Hristiyan Demokratlar, fanatikler gibi düşünmüyor. Avrupa
bir değerler ülkesi, dini grup değil, onun için Hristiyan Demokratların
fanatik bakışı geçerli değil. Türkiye Kopenhag kriterlerini sadece AB'ye
üye olacağım diye istememeli, kendi halkı için istemeli. Bu düzenlemeleri
Türkiye, kadınları için çocukları için, tüm insanları için yapsın. İnsan
haklarını herkes istiyor, işkenceyi, ölüm cezasını kimse istemiyor.
Zaten ölüm cezası 20 seneden fazla uygulanmıyor. O zaman bu cezayı yasalardan
da çıkarsınlar. Basın hürriyeti çok önemli. Her insanın her istediğini
söylemesi gerekiyor.
Türkiye'de
bağımsız kadın sığınma evleri birbir kapanıyor. Almanya'da ise bu evler
çok yaygın. Bu sorunu nasıl çözdü?
Bağımsız kadın grupları sığınma evi için bir ev tutuyor. Belediye'ye
başvuruyor. Belediye bu evin kirasından tefrişatına kadar bütün giderlerini
karşılıyor. Ayrıca eyalet te para yardımında bulunuyor. Sığınma evlerinin
işlevini bilen bağımsız bir kadın grubu onu yönetiyor. Mesela benim
bulunduğum şehirde 5-6 tane sığınma evi var. Şimdi Federal Parlamento'da
geçimsizlik yüzünden evini terk eden kadını korumaya yönelik yeni bir
yasa çıkardık. Bu yasaya göre artık kadın evi terk etmeyecek, erkek
çekip gidecek. Karısını rahatsız etmek için eve yaklaşmasına bile izin
verilmeyecek.
Son
söz olarak Türk kadınlarına bir mesajınız olacak mı?
Türk kadını çok güçlü. Bu güçlerini birleştirsinler, birbirleriyle dayanışsınlar.
Bugün parlamentonuzda kadınlarınızın sayısı az. Sayılarını arttırmaları
lazım. Parlamentodaki kadının sayısı ne kadar çok artarsa ancak o şekilde
kadın lehine bir takım şeyleri değiştirebilirsiniz. Size enternasyonal
birşey söylemek istiyorum: Bu Türkiye için de, Almanya içinde, Avrupa
içinde geçerli. Türkiye'de olsun, Almanya 'da olsun kadınların sayısı
yüzde 50'den fazla nüfus olarak.Ve biz kadınlar müslüman olarak, hıristiyan
olarak hep diyoruz: Cenette kadınla erkek eşit olarak yaşıyor. Demek
ki cennete gittiğimizde hepimiz eşit olacağız. Fakat onu beklemek istemiyoruz.
Bizler bu dünyada eşit yaşamak istiyoruz.
|