| BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:4 SAYI:20 EKİM-KASIM 2000 ISSN-1302-4566 |
|
Cinsel taciz ve tecavüz bağlamında kadın, her zaman erkeğin karşısındaki mağdure olmuyor; mağdure rolünü oynayanın karşısında, cinsel tacizle suçlanan erkeğin savunucusu da olabiliyor. Toplumsal yaşamdaki kadın gerçekliğini anlayabilmek açısından, bu savunma rolünü üstlenen sevgili cinsdaşlarımızın durumları da, en az cinsel tacize uğrayan üniversite öğrencileri kadar üzerinde durmaya değer bir konudur. Dört üniversite öğrencisi tarafından cinsel tacizle suçlanan Bay Profesörü savunan sevgili kadın meslektaşlarımı da en az, mağdure öğrencilerim kadar düşünmek zorundayım. Neden mi.. "çünkü ben bunu yapabilirim", benim yaşamım erkeğe endeksli kurulmamış, herhangi bir erkeğe yaşamımın merkezinde oturma olanağını bağışlamıyorum; her kişiden ve her durumdan kendimi biraz geri çekebilir ve o kişi ve durumlar üzerine düşünebilirim. Üniversitede doçent ve profesör ünvanlı her kadın bunu yapabilir mi.. elbette yapmaları gerekir diye düşünülürse de.. yapamadıkları örnek olaylarla kanıtlanmış durumdadır. Oysa, doğuştan zihinsel bir varlık olmanın ötesinde bu kadınlar, bir de bilimsel bilgi üretmeyi meslek haline getirmiş düşünmesini bilen/bilmesi gereken insanlardır. Savunma sürecinde, Bay Profesörün cinsel taciz gibi sefil bir davranışta bulunacak insan olmadığı konusu oya gibi işlenirken, tam karşı cepheden saldırıya geçerek, mağdure öırencilerin zaten birer "fahişe " oldukları konusuna da ciddi biçimde dikkat çekilir. Bu yeni gelişmeyi kaale almak zorunda bırakılan soruşturma sorumlusu da, tanıkları teker teker tekrar dinlemek ve kız öırencilerimizin "fahişe" olup olmadıklarını sormak zorundadır. Bütün bunları yaşarken, aklıma sahip olmak için çok enerji harcadığımı ve olan biteni çok zor sindirdiğimi söylemek isterim. Bu yazı çerçevesinde, kızların "fahişe" olup olmadıklarının neyi değiştirebileceğini, bu soruşturma kapsamında sadece saygıdeğer Bay Profesörün davranışlarının ve üniversite etiğinin sorgulandığını ve herhangi bir veya birden çok "fahişe"nin de bu durumu nasıl baılayabileceği konularını tartışma dışı bırakıyoruz. Bu bağlamda önemli olan, kızlara atfedilen "fahişe" değerlendirmesinin bizzat ünvanlı kadınlarca yapılmış olmasıydı. Erkek hocalarımız böyle bir konuya resmi konuşmalarda değinmeyecek kadar "efendi" insanlardır. Kendi odalarında yaptıkları özel sohbetlerde, hangi kızların birer "ellenmiş mangal kömürü" oldukları üzerinde durabilirler ama.. resmi görüşmelerde büründükleri roller konuşmalarına izin vermez. Kadını ahlak açısından suçlamak gibi "adi" bir rol yine kadına düşer. Oysa tüm bu rol tanımlamaların etkin öznesi yine erkektir. 17-21 yaş arası üniversiteli kızlar fakülte koridorlarında, düşünce ve eylemli olarak kendi kendilerine "fahişe" olamayacaklardır. Sonuç olarak bu "fahişe" rolünü onlara oynatan toplumsal kurgunun kendisidir ve bu bağlamda üniversitenin oynadığı rolü de yine bizler,ünvanlı kişiler düşünmek zorundadır. Bu paradoksun ayrımına varmaktan aciz, cinsel tacizle suçlanan Bay Profesörü savunmak uğruna eteğindeki her taşı döken, saygıdeğer kadınlar bunu neden yaparlar. Gerçekten bu kadar budala olabilirler mi.. Budala oldukları varsayımı, bence kendilerine saygısızlık olurdu.. Aslında onlar, sadece kendilerini savunmak zorunda kalan, hatta bu "çirkin olay" nedeni ile köşeye sıkıştırılmış zavallı dişilerdir.. yine toplumsal kurgu çerçevesinde birer "hanımefendi" rolünü oynamakta olsalar bile.. Onlar, bilinen ve kendilerine ima yoluyla söylenen gerçeklerin, yüzlerine açık açık söylenmesinden korkarlar. Onlara güvenilebilir; onlar her zaman uyumlu, kendilerinden "kötü" bir davranış beklenmeyen, kişisel sorunlarını gizli kapaklı çözmesini bilen günümüz toplumsal yaşamının gelişmiş kişileridir. Onlar genellikle evli kadınlardır.. ancak erkeği sadece "koca" olarak değil, "sevgili" olarak da kullanmasını bilen "uygar ve özgür" kadınlardır. Ve yanlış bir hareket olduğunda, insana sorarlar.. "Sen hangi yüzle beni suçlayabiliyorsun. Önce düzgün yaşamasını öğren." Yani.. önce kendine bak konusu, ölümcül bir durum yaratır. Bu durumda olan bir kadın elbette, mağdure öğrencilerden önce kendini düşünecek ve cinsel tacizle suçlanan Bay Profesörü savunma rolü üzerinden kendini savunmanın peşine düşecektir. Sonuç itibariyle de zaten, cinsel tacize uğrayan buna izin verdiıi için suçludur. Üniversite öğrencilerine karşı öğretim ve doğrudan rehberliğini üstlendiklerime karşı da ek olarak eğitim sorumluluğum olmasa, bu savı hemen onaylayacağım. O sıralar, hem Dokuz Eylül hem Ege Üniversitelerinde cinsel taciz soruşturmaları sürüyordu ve cinsel tacizle suçlanan Bay Profesörleri ünvanlı kadınlar da savundular. Bu bana göre yapılmaması gereken bir şeydi; ben kendilerinden şunu beklerdim:
Tanıklıklarına başvurulduğunda, "evliyim veya değilim, sevgilim
var veya yok, ben erişkin bir kadın olarak, erişkin bir erkekle rızaya
ve anlaşmaya dayalı bir ilişki kurarım veya kurmam, bu kimseyi ilgilendirmez,
bunlar konu ile ilişkilendirilemez; öğrenci-hocailişkisi gibi bağımlılık
ilişkilerinde, öğrencileri şu veya bu nedenle cinsel ilişkiye zorlamak,
öğrenciye baskı anlamına geleceğinden ve onun iradesini baılayacaıından
ciddi bir suçtur" düşüncesinden hareketle, "olayın doğrudan
tanığı değilim, fark da etmedim. Ancak bu ciddi bir suçlamadır ve özenle
soruşturulmasında büyük yarar vardır" demelerini beklerdim. Kendileri
bizzat tanık olmuş olsalar dı bile.. doğruları saklamak adına, doğrudan
savunmak yerine bunu söyleyebilirlerdi ve yeterdi.. Ama yapmadılar..
"Kocam yapar, inanırım, Bay Profesör yapmaz, inanmam" dediler.
Bütün bu gelişmelerin sonunda netleşen şey şudur: Üniversitelerde cinsel
tacize uğrayan kız öğrencilerin kendilerini savunmaları oldukça zor
bir iştir. Onlara öğretim kurumu bünyesinde destek sağlamak ise çok
daha zor bir iştir. Yanılır da, cinsel tacizle suçlanan Bay Profesörlerin,
suçlarının sabit görülmesi durumunda cezalandırılmalarını ister ve ısrarcı
olursanız, Fakültelerde bu alanlarda gezinen nüfusun ne kadar kalabalık
ve birbirlerini destekler olduklarını dehşetle görürsünüz. Bizzat bölüm
başkanınız, soruşturmalar sırasında, sözlerinin kaale alınacağını düşündüğü
yönetim kadrolarına giderek, özetle "Şenel Hanım giderse, sorun
biter." der. Üniversitelerde sizin dışınızda da herkes için geçerli
bir etiğin olmasını savunanlar olduıunu bildiğinizden, bu ifadenin anlamını
düşünür durursunuz; derken prof. ünvanlı olarak yığının karşısında tek
başınızadurmakta olduğunuz aklınıza gelir. Ne denir, biz bir aileyiz;
ahl‰klı ve ahl‰ksız günlerde birarada ve birbirimize tutunarak yaşarız.
Ve CİNSELLİK yaşamımızın her anında yönlendirici bir rol oynar.
|
||||||||||||||||||||||||||||
|