BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:4 SAYI:21 ARALIK 2000 ISSN-1302-4566  







 



 
Prof. Dr.
Tülay ÖZÜERMAN

   


İnsan hakları amaç mı? Araç mı?

Türkçe'de güzel bir deyiş vardır:"Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu". Büyük umutlarla çıktığımız Avrupa Birliği (AB) yolculuğmuzun hüsran noktasına nasıl geldik dersiniz? Şu en bilinen deyişimizi hatırlarsak biraz daha temkinli olabilirdik, olamadık; çünkü tüm öz değerlerimizi yitirircesine, bir teslimiyetçilik içersine girdik.

Son süreçte hızlanan AB treninin bekleme istasyonunda yer verme kararı ve bunun nasıl uygulandığını şöyle bir anımsıyalım; 11 aralık 1999'da Helsinki'den gelen bir sesle AB'nin kapısı aralandı ve aday ülke statüsü verilen Türkiye bekleme salonundaki yerini alırken, Helsinki süreci de starta geçirildi. Dünyanın değişen çehresinin Türkiye'ye yansımalarının ortaya çıkardığı bu yeni statüye Türkiye'nin yeterince güçlü bir pozisyonda gidemeyişinde; hem ekonomik koşullarımızın zorlayıcılığı, hem de Amarika ve Yunanistan'ın başını çekerek estirilen sıcak dostluk havasının baskısı etkili oldu denilebilir. Türkiye'nin üst üste yaşadığı felaketlerin ortaya çıkardığı duygusal ortam, esasen Avrupa ve Amerika'yı zorlayan sürecin başlaması için lehlerinde sonuç verecek bir çıkış yarattı. 17 Ağustos sonrasına; üç aylık kısa bir süreye sığdırılan çabaların yoğunluğu ve tutarlı çizgisi, Batı Kulübü'nün senaryosunun onun istediği şekilde sonuçlandırdı... AGİK zirvesi, Clinton'un ziyareti, Clinton yoldayken KKTC cumhurbaşkanı Denktaş'a gönderilen davet mektubu, Helsinki Zirvesi ile denk getirilen New York görüşmeleri bir raslantı mı idi dersiniz?

Türkiye'nin istediği olduruldu. Fakat dümende Türkiye yoktu. İnce ayarlanmış keskin viraja tüm taraflar hazırlıklıydı; Türkiye hariç. Türkiye için başlayan süreç ayrı bir değerlendirmeyi hak edecek kadar önemli. Batı'nın ne kazandığına gelince; hemen herkes beklediğinden fazlasını almış görülüyor. Kıbrıs ve Ege sorunu için dolaylı olarak iade edilen ve dört yıl sonrası için örtülü olarak kabul edildiği izlenimi verilen Lahey Adalet Divanı'na gidilebileceği şeklindeki ifade Türkiye'nin işini zorlaştırırken, karşı tarafa rahatlık verdi. Yine aynı şekilde net olmayan bir üslupla Kıbrıs Rum kesimine de AB yolu açılmış oldu.

Türkiye dümeninde yer almadığı bu süreçte, dostluk sarhoşluğu içerisinde aşırı iyimserlikle dış politikasını yönlendirirken, Kopenhag kriterleri, Batı'nın tüm dayatmalarının kılıfı olarak Demokles'in kılıcı gibi başımızda sallandırılmaya başlandı. Dışardan gelen çatlak sesler içerideki oy avcılarının da sesleri ile karışarak koroya dönüşürken Batı'nın Türkiye'ye beslediği asıl nıyet son süreçte ardarda parlamentolara taşınan sözde Ermeni Yasa Tasarısı ile sergilenmeye başlandı.

Batı'nın kendi dışındakilere insan hakları diye dayattığı standart; onun vazgeçilmez amaçlarına endekslidir ve bir araçtır. Kürtçe'nin resmi dil olup olmayışı umuru değildir aslında. Bu daha sonraki toprak taleplerinin ilk adımıdır. Sözde Ermeni Tasarısı'nın kabulü de ayni amaca hizmet etmektedir. Aksi halde, aynı Batı'nın tanımamakta direndiği KKTC Türk halkının bu tanınmama nedeni ile mahrum olduğu insani hakları ile yine Batı Trakya Türkleri'nin insani hakları ile Çin'de uzun yıllar uygulanan nüfus politikası sonucu kız doğan bebeklerin katledilmesi ile ilgili ciddi endişeleri ve girişimleri olması gerekmez miydi? Buralarda yaşayanlar insan değil mi? Batı'nın çizdiği haritalarla ortaya koyduğu gibi, düşü hep açık olmuştur. Kuzey doğuda Ermenistan, güney doğuda Kürdistan, son süreçte de Kıbrıs Rum kesimini AB'ye katmak suretiyle Türkiye'yi kuşatmak, küçültmek, güçsüzleştirmek.

16 Aralık 1999 Milliyet Ege'de yer alan yazımda endişelerimi dile getirirken hemen tüm yazarlar, Türk-Yunan dostluğuna övgüler düzüyorlardı. Diyorum ki: "Globalleşme denilen sürecin kabullenilebilir ve gelişmesini en çok istediğimiz açılımı, insanca olan her şey ve barış içindeki birliktelik... Zor, büyük ölçüde ütopik, ancak olanaksız değil. Yeter ki tüm çifte standartlar aşılarak evrensel kabul görebilecek insan hakları standardı ortaya konulabilsin. Çıkarlar buna ne kadar izin verir dersiniz?.. Türk-Yunan dostluğu şimdilik güzel bir seyir izliyor. Fakat nereye kadar? Kuşkusuz reel politikanın izin verdiği esnekliğe kadar... Başta Kıbrıs olmak üzere yıllardır çözümlenemeyip, yumak haline gelmiş sorunları barışçı ortamda görüşebilmek için bir zemin ortaya çıktı, çıkmasına. Yeterli mi? Bunu gelecekte karşılıklı çıkarlar ve bunların dengelenmesi süreci belirleyecek. İyi niyet; gerekli ancak tek başına yeterli olmayan bir koşul..." Yazık ki haklı çıktım.

Türkiye AB hedefinden vazgeçmemeli. Ancak kendisinin önüne konan koşulları ve dayatmaları da kabullenmemeli. Demokratikleşmeye evet, insan haklarına da evet; ancak bunlarda uygulanan farklı standartlara hayır diyen Türkiye'yi kendi içine almak istemeyen Avrupa'ya gerçek yüzünü netleştirme olanağı tanımalıyız. İyimserlikteki aşırılığın bedeli çok ağır oldu. Bundan sonrası için, Türkçe'deki diğer güzel bir deyişi hatırlayalım: "Zararın neresinden dönülse kardır."

 

 
 

1391 Sok.No 4/201. 35220- Alsancak/ İZMİR
TEL: 0232.463 63 00 Pbx. Fax. 0232.463 53 03

http://www.kazete.com.tr kazete@kazete.com.tr